Gül’ün Gecekondu Önlemi!

ÇED KÖŞESİOKTAY EKİNCİ

Yıllardır tepki gösterdiğimiz ve sadece kente karşı değil, gelecek kuşakların sağlıklı yaşama haklarına karşı da "suç" ilan ettiğimiz "kaçak yapılaşma" nın asıl "sorumlu" su meğer neymiş biliyor musunuz?..

Sıkı durun; Türkiye'nin yeni "cumhurbaşkanı adayı" söylüyor;

"- Laik cumhuriyet!"

Şaşkınlığınızı biraz erteleyip dikkatlice okuyunuz:

"- Cumhuriyet döneminin sonu gelmiştir. Eğer Ankara'nın yüzde 60'ı gecekonduda oturuyorsa, bu laik sistemin başarısız olduğu anlamına gelir ki; biz de onu kesinlikle değiştirmek istiyoruz…"

Bu açıklamayı 27 Kasım 1995 tarihli "The Guardian" gazetesinden aktaran Melih Aşık , meraklıları için "İngilizce" sini de yayımlamış; "This is the end of the republican period… If 60 per cent of Ankara's population is living in schacs than the secular system is failed and we definitely want to change it." (Milliyet-27 Nisan 2007)

İnanç ve saptırma

Bir insan elbette dindar olabilir. Hatta "dinsel kurallara dayalı bir düzen" i de arzu edebilir.

Nitekim yine Abdullah Gül , bu düşüncesini de "gizlemedi" ği yıllarda Nilgün Cerrahoğlu 'na demiş ki: "İslam yalnız ahireti değil, dünyevi düzeni de içerir. Ben Müslümanım, buna inanıyorum. Biz İslamı hayat tarzı olarak görmek istiyoruz…" (Milliyet-10 Aralık 1995)

Her yönüyle laik cumhuriyetin "reddi" anlamındaki bu "istek" de "sabırlı bir demokratlık kültürü" içinde o kişinin "inancı" kabul edilebilir.

Ne var ki bütün bunlar savunulurken, laik cumhuriyeti karalamak için "din" in kutsallığını bile umursamayan "asılsız" yakıştırmalar yapılırsa; "inanç" la da bağdaşmayan "içtenliksiz" gerekçeler dile getirilirse, aynı söylemin "masumiyeti" nden nasıl söz edilebilir?

Aynı zamanda "akademisyen" olan Abdullah Gül'ün kaçak yapılaşmadan bile cumhuriyeti sorumlu tutması, sıradan bir bilgisizlik sayılamaz…

Çünkü dine dayalı düzeni hedefleyen siyasal yapılanmanın "oy tabanı" nda kaçak yapılaşma var. Aynı siyasetin partileşmesinde de en büyük pay, yasadışı imar rantlarıyla sağlanan çıkar örgütlenmesine ait…

Yani Gül, aslında temsil ettiği siyasetin yarattığı ve "nema" landığı bir büyük sorunu, laikliğin ürünü göstererek, nezaket kuralları içinde tanımlanamayacak bir "saptırma" nın örneğini sergiliyor…

İmar afçıları; 2B'ciler…

Türkiye'deki kaçak yapılaşmanın başlıca sorumlusu da "cumhuriyet devrimi" nin başlattığı "planlı kentleşme" yi terk eden muhafazakâr ve dinci politikalar değil midir?

Örneğin, Anadolu'nun "dengeli kalkınma" sı gözetilerek yerleri seçilen hemen tüm cumhuriyet fabrikaları, aynı zamanda lojmanlarla donatılarak, çalışanların "yasadışı ve plansız barınma" ları baştan "önlenmişti".

Bu uygarlığı, 1950'lerden sonra yok eden muhafazakâr-liberal siyaset ise "plansız ve lojmansız" fabrikaların, gecekondularla kuşatılmasına "göz yumdu". Bunlarla başlayan yasadışı yerleşimlerin kaçak kentleşmeye dönüşmesini yaratan "imar afları" na da imza attı…

Özellikle kentlerin çeperlerindeki tarlalara, önce bir "kaçak cami" nin yapılması, ardından etraflarında "muhafazakâr siyasetin oy deposu" olan yasadışı işgal semtlerinin yayılması, acaba hangi "laik" planın ürünüydü?..

Tarihsel mimarimizle alay edercesine camilerimizin yüzde 80'i çirkin ve kaçaksa, bu "laik imarcılık" (!) karşısında acaba "dinci" ler neden ille de ruhsat ve plan diye tutturmadılar? Tam tersine, tüm yapıların mutlaka kent planlarına göre gerçekleşmesi kavgasını "laik cumhuriyetin hukuk devleti savunucuları" verdiler…

Tıpkı, şimdiki hükümetin, yasadışı orman işgalcilerine 2B alanlarını pazarlamak için, anayasayı bile değiştirmek istemesini engelleyen Cumhurbaşkanı Sezer gibi…

Eğer bir gün kaçak yapılaşma kesinlikle önlenir ve kentlerimiz gerçekten yasal, planlı ve kimlikli gelişme uygarlığına "yeniden" kavuşursa, tarihe gömülecek olan şehircilik bilimini de "ranta kurban" eden dinci ve muhafazakâr politikalar olacaktır.

Çünkü hem "siyasal taban" ları ile "ekonomik kaynaklar" ını yitireceklerdir; hem de ilkel talan kültürünün yerini çağdaş kent kültürü alacaktır…

Cumhuriyet – 29.04.2007