Şehircilik İlkeleri

Cengiz Türksoy

Belediyelerce ya da çeşitli yasalarla yetkilendirilmiş olan kamu kurum ve kuruluşlarınca onanan imar planlarıyla ilgili olarak idari yargıda verilen hemen her kararda “şehircilik ilkeleri”nden söz edildiğini görürüz. Yargı genellikle, kararını bilirkişilerin hazırladıkları raporlarda ifade edilen bu kavrama dayanarak oluşturur ama hiçbir bilirkişi raporunda ya da yargı kararında bu ilkelerin neler olduğu belirtilmez. Sanki herkes bu ilkeleri bilmektedir ve sanki bu ilkeler üzerinde ülke genelinde bir uzlaşma vardır. Bilirkişi raporunda, dava konusu plan “şehircilik ilkelerine” aykırıdır denilirse iptal olur, uygundur denilirse davacının istemi reddedilir. Hiç kimse bu ilkelerin neler olduğunu, dava konusu planın hangi yönden şehircilik ilkelerine aykırı ya da uygun bulunduğunu nedense hiç sorgulamaz.

Oysa konuyu düzenleyen mevzuatın hiçbir yerinde sistematik biçimde “şehircilik ilkeleri” şunlardır diye bir tanım ya da anlatım bulunmamaktadır. Öyleyse, nasıl oluyor da idari yargı, kararını oluştururken kendisine rehberlik eden bilirkişilerce yazılan raporlarda sözü geçen “şehircilik ilkeleri” kavramını ciddiye alıyor? Nedir bu şehircilik ilkeleri?

O bilirkişi raporlarında ve mahkeme kararlarında adı geçen ilkelerin ne olduğunu -yazılmadığı için- bilemeyiz ama bize göre şehircilik ilkeleri; her şeyden önce planlı kentleşmedir. Planın elde edilme sürecine toplumun bütün kesimlerinin örgütlü katılımının sağlanmasıdır. Planın bu yolla üretilmesiyle ona, hak, hukuk, adalet ve uzlaşma belgesi niteliği kazandırılmasıdır. Üretilen planın ödünsüz biçimde uygulanmasıdır. Uygulamanın önündeki engelleri aşmak için kararlı olmaktır. Bilimsel verilere dayanarak toplumsal yarar sağlanacağı somut ve nesnel biçimde gösterilmedikçe bu planda değişiklik yapılmamasıdır. “Esnek ve aktif planlama” diye adlandırılan ve aslında kenti rant savaşlarının sonucuna göre biçimlendirmeyi amaçlayan yaklaşımlara “çağdaş planlama” diyenlerin gerçek niyetlerinin farkında olmaktır. Planlı kentleşmenin yalnızca imar planı ile sağlanamayacağı bilinciyle, kentin, iktisadi, toplumsal ve fiziki bütünlüğü olan planlama anlayışıyla biçimlendirilmesidir. Planlı kentleşmeyi yok eden umursamazlıklara karşı durulmasıdır. Kaçak yapılaşmaya, yasa ve hukuk tanımazlıklara karşı hoşgörü gösterilmemesidir.

Karlı bir kış günü, dağ köyündeki evinde hasta yatmakta olan yaşlı kadına oğlu;

“Anne armut yer misin” diye sormuş. Kadın iştahla;

“He oğlum, yerim” demiş. Oğlan cevap vermiş:

“Yani olsa”.

Kentlerimize bakınca, bizdeki “şehircilik ilkeleri” gerçekliğinin bu diyalogdaki armuttan daha fazla olmadığı görülüyor. Ülkemizde bulunan 3000 dolayındaki belediyenin tamamında imar planı vardır ama bu yerleşmelerimizin tamamı plansız gelişmişlerdir. Hangi şehircilik ilkelerinden söz ediyoruz?

Akşam – 26.12.2006