Cengiz Türksoy- Türkiye’de imar sorunu (2)

cengiz.turksoy@aksam.com.tr – Akşam – 18.07.2007

1970’li yıllara gelinceye değin yaşanan süreçte, anlamı “kent toprağında rant yaratma ve oluşan ranttan kimin ne kadar pay alacağını yeniden düzenleme” aracına indirgenmiş ve bu nedenle yaptırım gücü ve saygınlığı kalmamış olan imar planları ile kentlerin sorunlarının çözülmesi mümkün değildi. Buna karşılık yerel bir eylem olması gereken imar planı üretimini katı bir merkeziyetçilik anlayışıyla sürdürmeye çalışan siyasal iktidar kentlerimizde yaşanan sorunların kaynağını kurutacak önlemleri almak yerine bir kez daha İmar Kanunu’nu değiştirmeyi tercih etti. 1972 yılında İmar Kanunu’nda kapsamlı değişiklikler yapıldı. Oysa yasalar değişse de kentlerimizin sorunları ağırlaşarak sürecekti, çünkü sorunları yaratan yasalar değil, o yasaları uygulamak için gerekli özeni göstermeyen yöneticilerdi. Nitekim İmar Yasası’nda yapılan değişikliklerden sonra da kentlerimizin sorunlarının çözümü doğrultusunda hiçbir ilerleme sağlanmadı.

70’li yılların özellikle ikinci yarısında, ülke genelinde yaşanan kargaşa ortamında, büyük kentlerimizin gecekondu alanları, kent bütününden fiziksel özellikleriyle ayrışan bölgeler olmanın çok ötesine geçerek, kurulu düzene karşı köktenci muhalefetin yoğunlaştığı bölgeler haline geldi. Buralarda kamu düzeninden söz etmek mümkün değildi. 12 Eylül 1980 hükümet darbesiyle başlayan süreçteki sıkıyönetim uygulamaları kendisini en çok gecekondu bölgelerinde hissettirdi. En büyük acılar daha çok bu bölgelerde yaşandı. Belki de bu nedenle, 12 Eylül yönetimi giderayak, o bölgelerde yaşayan insanlarımızın gönlünü alma ve onları yeniden kazanma adına, gecekonduları yasallaştırmanın yolunu açan 2805 sayılı Yasa’yı çıkardı. 1983 seçimlerini kazanan siyasal iktidar, bu insanları devletle barıştırmak için yalnızca mevcut yapıyı bağışlamanın yeterli olmadığı düşüncesiyle, henüz uygulamaya girmiş olan 2805 sayılı Yasa’yı yürürlükten kaldıran ve gecekondu alanlarına yeni imar hakları getiren 2981 sayılı Yasa’yı yürürlüğe koydu. Aslında bu yasayla gecekondu bölgelerinde öngörülen yeni yapılaşma düzeninin gerçekleşmesi mümkün değildi ama Yasa bütün gecekondular hem bağışlıyor hem de gecekondu sahibine evinin bulunduğu yerde birkaç kat yapı yaparak “köşeyi dönme” umudu veriyordu. Sonuç beklendiği gibi oldu ve kurulu düzenle gecekondu insanları arasında tam bir bütünleşme sağlandı.

80’li yıllarda Türkiye ikinci büyük kitlesel göç dalgasına kapılmıştı. Yüz binlerce insan, 50’lerdeki gibi yine yollara düşmüş, büyük kentlere göçüyordu. Mevcut gecekondu alanları genişliyor, yeni gecekondu alanları ortaya çıkıyordu. İpin ucu bir kez kaçmıştı ve -aslında- kimsenin tutmaya da niyeti yoktu. Siyasal iktidar çareyi bir kez daha İmar Yasası’nı değiştirmekte aradı. 3194 sayılı yeni İmar Yasası ile merkezi yönetimdeki planlama yetkileri çok büyük oranda yerel yönetimlere bırakıldı. Bir başka yasayla da büyük kent yönetimleri yeniden düzenlenmişti. Merkezi yönetim on yıllardır uygulanan ekonomi politikasının ürünü olan ve içinden bir türlü çıkılamayan kentsel sorunlardan kurtulmanın yolunu bulmuştu; çözümü yerel yönetimlerden bekliyor ve çıkardığı yasalarla onlara başınızın çaresine bakın diyordu.