BURSA KENTİNE ÇÖZÜMLER SEMPOZYUMU YAPILDI

Bursa Kentine Çözümler Sempozyumu 5-7 Nisan 2007 tarihlerinde gerçekleştirildi. Kervansaray Termal Otel'de üç gün süren sempozyum süresince 13 oturumda 43 bildiri sunuldu. Bursa'nın kentleşmeden sanayileşmeye, tarımdan madenciliğe farklı alanlarının ele alındığı sempozyuma 409 kişi katıldı.

Sempozyum, Bursa Valisi Nihat Canpolat, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, TMMOB Yönetim Kurulu İkinci Başkanı Hüseyin Yeşil, TMMOB Yönetim Kurulu Üyeleri Alaeddin Aras, İlker Ertem, Cemalettin Küçük ile TMMOB Bursa bileşenleri ve kitle örgütleri yöneticilerinin de katılımıyla açıldı.

Açılış konuşmalarının ardından İlköğretim 6, 7, 8. sınıf öğrencileri arasında düzenlenen "Yaşadığım Bursa; Yaşamak İstediğim Bursa" konulu kompozisyon yarışması ödül töreni yapıldı. Kompozisyon yarışmasında birinciliği Bursa Özel Final İlköğretim Okulu 6-B sınıfından Berkin İraf, ikinciliği Hürriyet İlköğretim Okulu 7-B sınıfından Mehmet Kansever, üçüncülüğü Hürriyet İlköğretim Okulu 8-B
Sınıfından Aslı Ceren Macunluoğlu alırken, 12 öğrenciye de mansiyon verildi. Dereceye giren öğrenciler 7 Nisan Cumartesi günü kompozisyonlarını katılımcılara okuyarak sundu ve kent çözümleri ile ilgili fikirlerini paylaştılar.

Sempozyumda, Bursa'da Kentleşme; Bursa'da Maden ve Jeotermal Kaynaklar, Bursa'da Sanayi Gelişimi ve Enerji Kullanımı, Bursa'da Tarım ve Hayvancılık, Bursa'da Toplumsal Sağlığın Genel Durumu, Bursa'da Atık ve Çevre Yönetimi, Bursa'nın Su Varlığı ve Kullanımı, Bursa Ulaşım Stratejisi; Bursa'da Yapılaşma; Bursa'da Çevre Kirliliği ve Etkenleri; Bursa Kentsel Demokrasisinde Medya ve Basının Yeri; Bursa'da Eğitim-Öğretim Durumu ve Geleceğinin Yapılandırılması; Bursa'nın Turizm Olanakları konulu 13 oturum ve "Bursa İlinin Depremselliği ve Deprem Lojistiği" konulu panel gerçekleştirildi.

Sempozyumun sonunda; Düzenleme ve Danışmanlar Kurulu önerileri ile bir sonraki sempozyuma kadar görev yapacak bir Kent İzleme Komisyonu oluşturulması kararlaştırıldı. Böylece TMMOB'nin Bursa Kentini izlemeye devam edeceği vurgulandı.

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı'nın sempozyum açılış konuşması şöyle:

Sayın Konuklarımız,
Değerli Bursalılar,
Sevgili arkadaşlarım,

Yaşadığım Bursa, Yaşamak İstediğim Bursa konulu kompozisyon yarışmasında 5. sınıf öğrencisi Berkin "Balıklar şarkı söylesin kumsalda. Mudanya iskelesinden görebileyim suyun dibini. Yağlı bir tabaka selamlamasın bizi. Ovaları karışmasın toza, dumana… Trafik bir işkence, yollar köstebek yuvasına dönmesin. Belediyemin kolu kanadı, varoşların bacalarına da yetsin. Çöküntü mahallelere çözüm bulunsun. Avrupa kenti Bursa'm, beton yığını olmasın." diyor. 8. sınıf öğrencisi Aslı da "Ben Bursa'yım yavaş, yavaş betonlaşan. Ben Bursa'yım, buram buram, tarih kokan. Ben Bursa'yım, apartmanlar içinde kaybolan. Ben Bursa'yım, eski tabiatımı özleyen. Siz katilsiniz, tarihin, kıymetini bilmeyip doğayı katleden…" diyor.

Aslında çocuklarımızın kent özelinde söylediği bu sözler bizlere hiç yabancı değil. Bu ve benzeri sözler yaşamın her alanında söyleniyor artık. Çevre sorunlarında, enerji sorunlarında, ormanda, kıyıda, ekonomide benzer cümleler kuruluyor.

Dünya sisteminin tarifinin Entegrasyon, Globalleşme, Yeni Dünya Düzeni kelimeleri ile yapıldığı bir yeni dönem yaşanıyor dünyada. Bize göre de yeni dünya düzeninin adı: Kapitalist küreselleşme.
Yeni Dünya Düzeni ideologları, yirminci yüzyılın son yirmi yılından beri, artık her şeyin küresel ilişkilerin bir parçası haline geldiğini, dolayısıyla farklı ideolojilerin ortadan kalktığını, farklı sınıf çıkarlarının bulunmadığı tezini savunuyorlardı. Dünyanın bu aşamasında, insanlara; barış, demokrasi, katılım, hoşgörü, üretim, birikim ve tüketim dolu, çevreye duyarlı, küreselleşmiş yeni bir dünya düzenine girildiği müjdeleniyordu. Dünyanın, endüstri toplumundan bilgi toplumuna, iş gücü ağırlıklı teknolojiden yüksek teknolojiye, ulusal ekonomiden dünya ekonomisine, merkezi yönetimden yerel yönetime, kurumsal yardımdan kendi kendine yardıma, kısıtlı seçeneklerden çok çeşitli seçeneklere doğru hızlı bir değişim içinde olduğu ifade ediliyordu.

Ancak, bu süreçte görüldü ki, söylenenlerin aksine; Yeni Dünya Düzeni teorilerinin pratiğe yansımasında güçlü kutuplaşmalar, ırkçılık ve milliyetçilik temelinde dünyanın hemen her tarafında süre giden savaşlar, katliamlar, işsizlik, açlık, saldırı ve savaş, toplumsal yozlaşma ve daha yoğun bir sömürü meydana geldi.

Bu gün dünyada küresel saldırı iki yönlü işletiliyor. Birincisi sermayenin hareket alanını genişletmek için devlet yapılarının yeniden düzenlenmesi, ikincisi bu düzenlemeyi yapmayan/yapamayan ülkelere açık saldırı. Irak ve Türkiye bugün bu işleyişin iki örneğidir. ABD, Irak'ta açık işgalle küreselleşme sürecini işletirken, Türkiye İMF ve Dünya Bankası talepleri doğrultusunda yeni yasal düzenlemelerle sisteme dahil ediliyor. Ülkemizde son yasama döneminde de gerçekleştirilen, gerçekleştirilmeye çalışılan düzenlemelerin çoğu küreselleşmenin gereksinimleri doğrultusundadır. TMMOB bu süreci emeğe ve demokrasiye karşı savaş açmak olarak değerlendiriyor ve bunların sonuçlarının neleri getireceğini hazırladığı bilimsel raporlarla kamuoyuna bildiriyor. TMMOB ve Bağlı Odaları ülkemizde meslek alanları ile ilgili gelişen ya da gelişebilecek her türlü konuda görüş oluşturma, oluşan görüşleri geliştirme ve bunları kamuyu ile paylaşma çalışmalarını eleştirel olduğu kadar yeni açılımlar sağlayacak şekilde sürdürmektedir. İşte bugün de bu anlayışla oluşturduğumuz bu sempozyumda bir aradayız. Konumuz Bursa kentine ve yaşama dairdir.

TMMOB adına bu Sempozyumun oluşmasını sağlayan Düzenleme Kurulu üyelerine ve TMMOB'ye bağlı odaların değerli temsilcilerine, Sempozyum Yürütme Kurulu üyelerine, Sempozyum Sekreterine ve Danışmanlar Kurulu üyelerine, Sempozyumun gerçekleşmesi için görev üstlenen birimlerimizin Yönetim Kurulu üyelerine ve Oda çalışanı arkadaşlarıma İKK Sekreterimiz Ahmet Atalay'ın şahsında teşekkür ediyorum. Değerli Katılımcılar, bu etkinlikte Bursa kenti mevcut durum tespiti yapılırken aynı zamanda bu tespitten yola çıkarak "Nasıl Bir Kent İstiyorum" sorusuna yanıt aranacak.

TMMOB, "Nasıl Bir Kent İstiyorum" sorularına yanıt arayacak etkinlikleri ülke düzeyine yaymayı bu yıl gündemine almış ve şimdi burada Bursa ile başlayan bu etkinlikler zinciri Ankara, İstanbul ve Bodrum'da devam edecektir.

TMMOB 2007 yılı içerisinde Bursa, İstanbul ve Ankara için düzenlenen sempozyumlarda öncelikli olarak sorunların çözümüne yönelik açılımlar yapmayı hedeflemiştir. Kentin ekonomik, sosyal, fiziki ve altyapı sorun ve çözümlerinin tartışılacağı bu düzeyde kapsamlı Bursa sempozyumunun bu yöndeki açılımlara ve diğer kentlerde yapılacak etkinliklere örnek olmasını bekliyorum.

TMMOB kuruluşundan bu yana gerek meslek alanlarına ve gerekse tematik konulara ilişkin olarak düzenlediği etkinliklerde kamuoyuna açılımlar, çözüm önerileri ve modeller sunmuştur. TMMOB Kent sorunlarına ilişkin olarak özellikle son yirmi yıldır yerel yönetimler, kamu kaynaklarının dağılımı, afetler, çevre, altyapı, ulaşım, konut, turizm, kentsel koruma ve kentsel dönüşüm temalarında sorun tespitlerini ve çözüm önerilerini kamuoyuna sunmaktadır.

Kamuoyunun dikkatine sunduğumuz önerilerimiz kimi zaman gündemi oluşturmuş kimi zaman da dönemin siyasetçilerince görmezlikten gelinmiştir. Siyasal alan bu önerileri çoğunlukla özünden ve amacından uzaklaştırıp farklı bir kurguda değerlendirmektedir.

Günümüzde kentsel dönüşüm ile konut üretimi amacından farklı biçimde, inşaat sektörü üzerinden ekonomiyi canlandırmaya yönelik bir siyaset olarak sunulmaktadır. Üzerinde çokça oynanan, sürekli değiştirilen ve temel hedefi sermaye gruplarına rant aktarmak olan ''kentleşme, planlama, imar, yapı ve afet yasaları'' çalışmaları bu amaçlarından mutlaka uzaklaştırılmalıdır. Bu konular tam bir bütünsellik içinde ve tutarlı bir yasal düzenlemeler perspektifinde yapılmalıdır.

TMMOB kent yaşamını ilgilendiren İmar, Kültür ve Turizm, Çevre, Kamu Yönetimi ve Yerel Yönetim Sistemini düzenleyen yasaların eksiklik ve yetersizliklerinden bahsederken insan sağlığı, doğal çevre, insan hakları-kentli hakları, katılım, yaşanabilirlik gibi kimi kavramlara referans vermektedir.

Bu gün kent özelinde Kentsel Dönüşüm Yasa Tasarısı ve Yıpranan Kent Dokularının Yenilenmesi, Korunması ve Kullanılması Hakkında Kanun Tasarısı gündemdedir. Meclis gündeminde olan kentsel dönüşüme ilişkin yasal düzenlemeler ve bazı belediyelerce de uygulanan kentsel dönüşüm uygulamaları ihtiyacımız olan kentsel yenilenme ve dönüşüm taleplerimize yanıt değildir.

İstanbul'da; Galataport, Haydarpaşaport, Dubai Kuleleri, Ankara'da; Çiftlik, Güvenpark, Kuğulupark, Antalya'da, Lara Kent Parkı gibi parçacı plan ve projelerin tümüne; bazıları "kentsel dönüşüm" diyor, bizler ise "rantı gören finans çevrelerinin ağzının suyu akıyor" diyoruz.

Biz ülkemizin doğasının korunmasını, sanayileşmenin çevreyi ve doğayı tahrip etmeden gerçekleştirilmesini istiyoruz. Kentsel mekânın, toplumsal yarar ve kullanım değeri ilkesi etrafında üretilmesi-paylaşılması ve doğal-kültürel varlıkların koruma-kullanma dengesi içerisinde yaşatılmasını istiyoruz.

Bunların yanında bu gün ülkemizde çeşitli yasalarla kurumlara plan yapma yetkileri verilerek kent rantının paylaşımı kurumlar arasında rekabet nedeni haline gelmiştir. Özelleştirme İdaresi, TCDD, Dış Ticaret Müsteşarlığı gibi birçok kuruma plan yapma ve ilgili oldukları arazileri pazarlama yetkileri verilmiştir. Rant odaklı ve parçacı bir anlayışın ürünü olan bu mevzuat projelerini reddediyoruz ve bütün bunların kentsel dönüşümü değil rant amaçlı bir tasfiyeyi hedeflediğini bir kez daha belirtiyoruz.

Bugün kentlerde inşaat sektörü ve arazi yatırımları sadece küçük ve orta sermayenin değil büyük sermayenin de ilgisini çekmektedir. Çok büyük ölçekli toplu konut projeleri, büyük müteahhitlik firmaları ve yap-sat-devret yoluyla yapılan altyapı projeleri, gökdelenler, uluslararası ticaret merkezleri; ülke içi birikim yetersiz olunca büyük dış borçlanma girişimleri, bu geçiş döneminin özellikleri olarak şekillenmektedir. Büyük sermaye örgütlerinin önerdiği bir diğer şekil de, yerel yönetimlerin tamamen piyasa ekonomisi esaslarına göre düzenlenmesidir. Bu öneriler birçok belediye hizmetinin özelleştirilmesi anlamına gelmektedir. Bunun sonucunda yerel düzeyde de, kentli çoğunluğun, emeği ile geçinenlerin çıkarlarına uygun uygulama ya da kararlar gündeme gelmemektedir.

Bu sempozyumda, bir kentin tüm sektörleriyle ve toplumsal olanaklarıyla evrensel standartlara erişme çabası ile küresel sermayeye eklemlenmek arasındaki farkın ayrıd edilmesi için de önemli açılımlar sağlanacağını da düşünüyorum. İstanbul örneğinde gözlendiği üzere kamu arazilerinin küresel sermayeye satışı ile kentin ekonomik gücü ve toplumsal kalkınmasının mümkün olamayacağı, o arazilere gökdelenler dikilmesi ile bir gelişme sağlanamayacağı açıktır.

Bursa gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde rekabet gücü olan sanayi tesislerinin odaklandığı bir merkez olma özelliğini taşımaktadır. Ancak bu rekabet gücünün sürdürülebilirliği kentteki sosyal, ekonomik, fiziki ve çevresel altyapı ve yaşam standartlarının iyileştirilmesine bağlıdır. Bu anlamda sempozyumun amacının ve konu başlıklarının seçiminin son derece isabetli olduğunu belirtmek gerekir.

Büyük kentlerin su havzaları, yeşil alanları, orman ve ortak kullanım bölgeleri kaçak yapılaşmalarla, rant kavgalarıyla sürekli olarak yağmalanmaktadır. Bu duruma ekonomik ve politik nedenlerle sürekli olarak göz yumulmakta ve bu nedenle kentlerin geleceği tehdit edilmektedir. Kentin ortak alanlarıma yağmalanmasını önleyecek ve çok kez bizzat devlet ve yerel yönetimlerce işlenen "kente karşı suç" kavramının güvenceye alıp takip edebilecek özerk bir yapılanma gereklidir. Bu özerk yapılanma yine kentlilerin ortak iradesini ortaya koyan mekanizmalar eliyle denetlenmelidir.

Su kaynakları sorunu bugün gündemdedir. TMMOB düzenlediği ve katılacağı etkinliklerde kentlerin su temini ve kaynakların doğru kullanımına yönelik tedbirleri ve çözüm önerilerini sunmaktadır. Ancak yakın gelecekte bu fikirlerin siyasi alanda amacından uzaklaştırılarak maliyeti yüksek büyük altyapı ihalelerine gerekçe gösterilmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Öte yandan dünyanın gündemindeki enerji sorunu doğal kaynakların kullanımı, altyapı ve ulaşıma yönelik yeni politikaların geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda yatırımlar yanında kamuoyuna aşılanan yeni yaşam ve tüketim anlayışının da sorgulanması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki ekonomi, eğitim, sağlık ve çevre politikalarının ve siyasetin amacı toplumun refahıdır, her şeyden önce bu düşünülmelidir.

Yerel kalkınma uzun erimli, kararlılık ve tutarlılık gerektiren bir süreçtir. Yakın dönemde yabancı sermaye çekmek adına tarım alanlarının, madenlerin, kamu arazilerinin yerel kalkınmaya hiçbir faydası olmayan yereli yabancı işletmelere satılması kısa vadeli, tutarsız ve bölgenin ekonomik-sosyal geleceğini sekteye uğratacak politikalardır. Bundan vazgeçilmelidir.

Kentsel gelişme için kamu sektörü yanında yerel inisiyatiflerin ve yerel kamuoyunun önemi açıktır. Ancak son dönemde oluşumu ve amacı hiçbir şekilde kabul edilemeyecek olan Kalkınma Ajansları'nın bölgelerin ekonomik kalkınması için karar verici mekanizma olması gündeme gelmiştir. Yönetmeliklerinin yürütmesi durdurulan ve Danıştay tarafından Anayasa Mahkemesi'ne taşınan ilgili yasaya karşı TMMOB olarak kararlı bir tutum sürdüreceğimizi burada da ifade ediyorum.

Kalkınma ajansları üzerinden yürütülmeye çalışılan politika kısa vadeli, içeriksiz ve tutarsız bir politikadır. Kamu Yönetimi Temel Kanunu, Belediye Kanunu, Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve İl Özel İdaresi Kanunu değiştirilerek yerel yönetim sisteminde yeniden yapılanmaya gidilmiştir. Tüm bu yasal değişiklikler içerisinde yerel kalkınma modeli tarif edilmemiştir. Kalkınma Ajanslarını kurmak yerine bu yasalar içerisinde uygun bir yönetim anlayışı getirilmelidir.

Sevgili katılımcılar,

Birkaç hususu da vurgulayarak konuşmamı bitirmek istiyorum:

Kentte yaşayanların örgütlü katılımını ön plana alan, kent hukukunu gözeten, demokratik katılıma açık olan, merkezi bürokratik anlayışa sahip olmayan bir yerel yönetim ve planlama, kentin kendiliğinden gelişiminden çıkar sağlayan grupların faaliyetlerini de engelleyebilir. Sağlıklı bir kent yönetimi ve planlaması ancak kent halkının karara katılacağı süreçlerin yaratılması, bilgi dolaşımın ve saydamlığın sağlanabilmesi ile mümkün olabilir.

Toplumsal yaşama, kente dair sağlıklı karar verebilmek o konuda bilgili olmakla mümkündür. Günümüzde bilgi, yalnızca sınırlı sayıda bazı kesimlerce erişilebilir niteliktedir. Bu durumda kararlara çok kişinin katılımı ile ulaşılmış olması da, tek başına bu süreci demokratik kılmaz. Dolayısıyla yöre halkının bilgiye özgürce erişme olanakları geliştirilerek, akılcı ve sağlıklı karar üretme süreçleri yaşama geçirilmelidir. Yerel yönetimlerin çalışmaları yüksek duvarlar, açılmaz kapılar ardına saklanmamalıdır.

Yerel yönetimlerin akçeli tüm işlemleri (ihaleler, kredi anlaşmaları vb.) şeffaf olmalı, halkın ve onun örgütlerinin bilgisi dahilinde, denetimi altında olmalıdır.

Bir kente sahip çıkacak o kentte yaşayan bireylerdir. Kente dair her türlü kararda kentlilerin katılımının sağlanması vazgeçilmez bir hak olmalıdır. Yatırım önceliklerinin belirlenmesinde halkın ve kitle örgütlerinin görüşlerine başvurulmalıdır. Yatırımlarda sadece ve sadece kentlinin çıkarları düşünülmelidir.

Yerel yönetimlerin öncelikli amacı toplumun sağlıklı bir kent yaşamı sürdürmesini sağlamaktır. Birçok büyük kentte olduğu gibi Bursa'da halkın sağlığını tehdit eden hiçbir girişim, getirisi ne olursa olsun, hoşgörüyle karşılanmamalıdır.

Bu sempozyumun, Bursa'nın önümüzdeki 20-30 yıllık geleceğine dair uzun soluklu, tutarlı ve toplum yararına yönelik ekonomik ve sosyal gelişimi, sağlıklı kent yaşamına yönelik önemli hedeflerin belirlenmesi yanında bu hedeflerin gerçekleşmesi için gerekli kurumsal yönetim-katılım modelleri de tarif edeceğine inanıyorum.

Önerilerin, kısa vadeli, kolaycı ve tutarsız stratejilere karşı önemli bir hazırlık oluşturmasının yanı sıra, ortak hedeflerin sabırla ve kararlılıkla savunulmasını da diliyorum.

Bitirirken son cümlemiz de şu olsun:

Ev kadınları, gençler, öğrenciler, kentin esnafı, emekliler, mühendisler, mimarlar, şehir plancıları, doktorlar, hangi meslekten ve hangi yaş grubundan olursak olalım, bu kentte yaşıyorsak mutlaka "KENTİN SAKİNİ DEĞİL SAHİBİ OLALIM VE BUNUN İÇİN MÜCADELE EDELİM".

Hepinize saygılar sunuyorum.
TMMOB-10.04.2007{nomultithumb}