Bu hukukla sağlıklı kentler zor

Bu hukukla sağlıklı kentler zor

Satır Arası / Deniz Sipahi

Bu sütunda kent mimarisi ve gecekondulaşmayla ilgili birçok yazı yazdım.
Her yazıya birçok çevreden mesajlar aldım.
Ortak düşünce, kentlerin gelişmesinde yasaların engelleyici olması ve siyasilerin oy uğruna kentlerin yağmalanmasına göz yummasıydı.
Son 40 yılda, göçün de etkisiyle büyük şehirlerin demografik yapısında önemli değişimler meydana geldi.
Çoğu zaman belediye başkanları, o kentin milletvekilleri, siyasi partiler ve iktidarda olanlar ''yapanın yanına kar kalsın'' anlayışıyla bu çarpık kentleşmeye göz yumdular.
Bugün sonuçlarını daha iyi anladığımız büyük problemlerle uğraşıyoruz.
Hürriyet’te Ege Cansen, Milliyet’te Güngör Uras, benim sıkça dile getirdiğim bu konuya farklı açılardan yorumlar getirmiş.
Bakın Cansen ne diyor:
''Kanaatim, hukukun, uygulandığı haliyle ülkemizin medenileşmesini ciddi şekilde engellediğidir. Yukarıdaki cümlede kullandığım medenileşme kelimesini, istediğiniz kadar geniş tutabilirsiniz. Kanaatim değişmez. Ancak bu yazı bağlamında, medenileşme ‘şehirleşme’ anlamında kullanılmıştır.''
Cansen, neler istediğini sıralamış. Bu talepler benim için de geçerli.
Özellikle de İzmir’de yaşadığımız yatırım iklimini düşündükçe çok daha fazla önem kazanıyor:
''Mülkiyet, kişinin yarattığı artı değerin muhafazasını aşıp, toplumun yarattığı artı değeri, kişinin cebine aktarma mekanizması haline dönüştüğü an kutsallığını kaybeder. Daha da kötüsü, gayrimenkul mülkiyeti, kentlerin imar planlarının yapılmasında kısıt haline gelmişse, artık iktisaden savunulması imkansız bir baş belasına dönüşmüş demektir. Bugün en az kırsal arazi reformu kadar, hatta ondan daha fazla kentsel toprak reformunu tartışmaya ihtiyaç vardır. Milli gelirin yüzde 60’ının yaratıldığı kentler, düzensiz, verimsiz ve çok çirkindir. Kentlerin en değerli semtleri, ‘gündüzkondu’ veya ‘gecekondu’ binalarla doludur. Hukuk, bu mendebur binaların hamisidir. Bu binalar yıkılıp, arsaları tevhit edilemediği için, medeni yerleşim bölgeleri kurmak adına, şehirler gereksiz yere yayılmaktadır. İstanbul’un tam ortasında Park Otel leşi öylece yatıp durmaktadır. İzmir’in tam merkezinde kocaman bir çukur, yıllardır durup durmaktadır. Kimse bir şey yapamamaktadır. Çünkü hukuk, bu medeniyetsizliği, kutsal mülkiyet haklarını uğruna savunmaktadır.''
Her kelimesine katılıyor, ben de bu metnin altına imzamı atıyorum. Dünyanın merkezini İzmir, İzmir’i de dünyanın en iyi kenti olarak yorumlayanlar lütfen küçük bir dünya turu yapsınlar ve bu kentin nasıl mağdur edildiğini ve giderek çirkinleştiğini görsünler.
* * *
Güngör Uras ise İstanbul’u yazmış ama her söylediği İzmir için de geçerli:
''İstanbul, büyüdükçe gecekondu kültürü ve yaşamı İstanbul’a hakim oluyor. İstanbul’a göç edenler İstanbul yaşamına uyacak yerde İstanbul yaşamını terk ettikleri kırsal alanlar düzeyine ‘aşağıya’ çekiyor. Sokaklarını işsizlerin ve alt gelir grubundakilerin doldurduğu, yollarının kilitlenen trafikten bloke olduğu, TOKİ’nin desteğiyle otoyol kenarlarında süper gecekonduların yükseldiği bu kent, giderek İstanbul olmaktan çıkıyor. Rengi, karakteri olmayan kendine özgü bir süpergecekondu kentine dönüşüyor. Yanlışları görmezden gelmez, kendi kendimize övünmekten vazgeçersek, İstanbul’daki yozlaşmayı önleyebiliriz. İstanbul’un marka değerini korumamız gerekir.''
Güngör Uras’ın da yazdığı her kelimeye katılıyorum. İstanbul’da olduğu gibi İzmir’in de en güzel yerlerinde gecekondular bulunuyor.
Ve daha kötüsü gecekondu bölgelerinde şimdi apartmanlar yükseliyor.
Bir çirkinlik bitiyor, diğer bir çirkinlik başlıyor.
Bu sefer de fırsatı kaçırırsak kaç nesil sonra güzel ve sağlıklı kentlerde yaşayacağız?

Milliyet Ege / 27.12.2007