Biraz geç değil mi?

Satır Arası / Deniz Sipahi

Yurtdışına her çıktığımda içimi hüzün kaplıyor. Görkemli binalar, müthiş sokaklar… Eski korunmuş, yenileri eskiye benzetilmiş; kimliği olan şehirler…
Yağmalanan dağlar, taşlar yok.
Estetiği bozan en ufak, farklı bir eser yok.
Her şey belli bir ahenk içinde…
İnsanların anı biriktirmeleri için birçok neden onlara sunulmuş.
Mekanlar asla değişmiyor; öylesine ki yüz yıllar önce yazılmış romanlarda, öykülerde bile o gezdiğiniz yerleri yine buluyorsunuz.
Tarihle iç içe bir yaşam; hem bugünün kıymetini hatırlatıyor, hem de geleceğin nasıl olması gerektiğini bizlere gösteriyor.
Dönüş vakti geldiğinde; hep aynı fotoğraflar gözümün önüne gelir.
Nasıl yabancı, İzmir’i tanımayan bir misafirim geldiğinde mümkün olduğunca şehrin içine sokmuyorsam; Yeşildere’yi, Bayraklı, Bornova sırtlarını göstermemek için bin bir bahane uyduruyorsam, ben de yolu uzatıp çevre yolundan eve gitmeyi tercih ediyorum.
İzmir’in gerçekleriyle bir gün bile geç yüzleşsem kardır diye düşünüyorum.
Yetkililere, sorumlulara sorsanız hep aynı gerekçeler…
Baş edilemeyen göç, hızlı nüfus artışı, ekonomik sıkıntılar…
Bence hepsi bahane…
***
Güzelim coğrafyaya hiç yakışmayan bir mimari…
Türkiye’nin neresine giderseniz gidin aynı fotoğraf… Dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan İstanbul’un bugün ne hale geldiğine gidip bakın.
''Güzel İzmir'' sözünün sadece şiirlerde, şarkılarda kaldığını hatırlatmak isterim.
Bence yıllar önce yapılması gereken bir çalışma önüme geldiğinde bunları düşündüm yine…
Mimarlar Odası’nın ''Türkiye Mimarlık Politikası Hayata Geçiyor'' projesi…
Belediyeler ''Kent Yenileme Projesi'' adı altında bazı çalışmalar yaptıklarını zaman zaman ilan ediyorlar.
İçimden gülmek geliyor; imara kapalı yerleri imara açıp yeni binalar yapmaya ''kent yenileme'' diyorlar.
Bir şeyi yenilemek buysa, projeleri durdursalar iyi olur.
Çünkü ''değiştirmek'' için gerektiğinde ''radikal'' davranmanız gerekir. Eskinin güzelliklerini korumaya, bugünün verdiği imkanları kullanmaya; yeniden bir şehir yaratmak için ise vizyona, büyük düşünmeye, estetik kaygılara ihtiyacınız vardır.
Ne diyor Mimarlar Odası…
''Yeryüzünün en köklü uygarlık birikimine sahip ülkelerinden biri olmamıza rağmen, yaşadığımız kentleşme ve yapılaşma süreci, bu birikimle örtüşmeyen bir nitelik gösteriyor. Yaşam yerlerimizin, mimarlık kültürü ve hizmetinden yoksun biçimlenmesine neden olan bu kopuş, giderek yapı kültürünün yozlaşması sonucunu yaratıyor, yaşam kalitesinin yitirilmesine ve mekânsal yoksullaşmaya yol açıyor. Ne yazık ki, artık yaşadığımız toplumsal-kültürel erozyonun sonucu olarak, geri dönülmez biçimde yaşamımızı biçimlendiriyor. Bu kısır döngüyü aşmak için yaşamımızda mimarlığı etkin kılmamız gerekiyor…''
Geceden sabaha evler yapılırken, medya, belediye başkanlarını, siyasileri, hükümetleri eleştirdi. Eleştirmeye de devam ediyor. Ama bu ülkenin sivil toplum örgütleri, ilgili odaları kentlerimiz çirkinleştirilirken yeteri kadar seslerini çıkarmadılar. Konuşmadılar demiyorum ama etkili olmanın yollarını bulamadılar, aramadılar diyorum.
O yüzden şehirlerimiz kimliğini kaybetmiş. Bu tür adımlar çok geç de olsa mimarlarımızın başlattığı çalışmayı destekliyor ve onları biraz daha cesaretli olmaya davet ediyorum.

dsipahi@milliyet.com.tr

Milliyet Ege – 01.03.2007