Bir garip dönüşüm!

Bir garip dönüşüm!
 
Eylem Lodos

Yahya Kemal Mahallesi yıkım için gün sayıyor. Halkın gergin bekleyişi sürüyor ancak hiç bir açıklama yapılmıyor
Kentsel Dönüşüm kapsamına alınan Kağıthane Yahya Kemal Mahallesi’nde mahallelinin gergin bekleyişi devam ediyor. Lütfü Duman Mahallesi sakinlerinin, yıkımın durdurulması için açtığı ve kazandığı davayı ciddiye almayan belediye, mahkeme kararına uymayarak mahalleye yıkım tebligatları gönderdi. Bunun üzerine Avukat Ziya Çelik tarafından açılan bir başka dava ise devam ediyor.

Evlerinin yıkılmaması için mücadele eden Yahya Kemal Mahallesi sakinleri ise yıkımları durdurmak için Roman Kültürünü Araştırma ve Dayanışma Derneği (ROM-DER) adlı bir dernek kurdu. Tek varlıklarının evleri olduğunu açıklayan mahalleli, evleri yıkıldıktan sonra gidecek yerleri olmadığını söylüyor. Yahya Kemal Mahallesi’ne uygulanan ‘Kentsel Dönüşüm’, İstanbul’un çeşitli mahallelerine uygulanan projelerden daha farklı. Evleri için yıkım kararı çıkartılanların hepsi Roman. ‘Kentsel Dönüşüm’ mağdurlarına yıllarca borçlandırılarak verilen konutlar, mahallede yıkım kararı alınan evlerin sahiplerine verilmiyor. Bunun nedenini sorduğumuzda ise mahalleli, bu projenin ırkçı bir proje olduğunu ve kendilerine bu nedenle konut verilmediğini söyledi. Yaşamlarını çöplerden topladıkları kağıtlarla sağlamaya çalışan mahalleliler, zaten konutlar için diğer mağdurlardan istenen parayı ödeyemeyeceklerini ifade ettiler.

Çocukları, gelini, damadı, torunları ile dört odalı bir evde yaşayan Durdane Gülerek ve ailesi, kağıt toplayarak geçinmeye çalışıyor. Evde tam 16 kişi ile beraber yaşadıklarını anlatan Gülerek, zor durumda olduklarını dile getirdi. “Evimizi yıkarlarsa ne yaparız” diye soran Gülerek, evlerine karşılık olarak verilen paranın kendilerine yetmeyeceğini, bu nedenle de kira parasını ödeyemeyeceklerini söyledi. “Biz de çadır kurarız, yapacak başka bir şeyimiz yok. 30 bin YTL veriyorlar; bizim evlerimiz miras, bize bu para bölünecek bütün kardeşler içinde. Payımıza düşen parayla ben kendime mi, çocuklarıma mı ev tutayım?” diyen Gülerek, sözlerine şöyle devam etti: “Kiralık ev bakıyorum; önce ‘kaç çocuğun var, kaç kişisiniz’ diye soruyorlar. Zaten kiraya verecek para da yok ki. Kağıt toplayarak geçiniyoruz. Kazandığımız parayla zor geçiniyoruz, ev kirasını nasıl ödeyelim?” Sağlık güvenceleri olmadığı için hasta olduklarında hastaneye bile gidemediklerini ifade eden Gülerek, mahalleli olarak birbirlerine çok bağlı olduklarını anlattı. Burada doğduğunu ve burada öleceğini dile getiren Gülerek, “Ölsem de evimi yıktırmam” dedi. Doğum sırasında annesi ölen yeğeninin de yanında kaldığını vurgulayan Gülerek, “Bize acımıyorlarsa bu çocuğa acısınlar. Okula gidiyor. Evimiz yıkılırsa bizimle beraber o da perişan olacak” şeklinde konuştu.

‘Sürekli baskı yaptılar’

Mahallede yıkımlara karşı kurulan Roman Kültürünü Araştırma ve Dayanışma Derneği (ROM-DER) Başkanı Cemil Akmacı, mahallede tapu tahsis belgesi olan 25 kişiden 2 kişinin kaldığını söyledi. Polisin kendilerine sürekli baskı yaptığını ifade eden Akmacı, “Fen işlerinden sürekli evraklar geldi. ‘Evlerinizi satmazsanız size para vermeyiz’ dediler” diyerek yaşadıkları baskıyı anlattı. İnsanların korkarak evini verdiğini vurgulayan Akmacı, kimsenin evini satmak istemediğine dikkat çekti. “Tapusu olmayan 14 kişiye 7 bin 700 YTL verdiler. Tapu tahsis belgesi olanlara 30-33 bin YTL verdiler” şeklinde konuşan Akmacı, bu paranın varisler arasında paylaşıldığını, bu nedenle de tek kişiye verilmediğini anlattı. Mahallede bulunan 2 ev için tekrar yıkım kararı çıkartıldığını belirten Akmacı, yıkım için gün saydıklarını ifade etti.

Kentsel Dönüşüm can aldı

Hazırlanan projelere göre mahallede çok geniş bir alanın yok edileceğini anlatan Akmacı, “Kaymakamın yanına gittik, masanın üstünde duran bir maket vardı, yüzme havuzlu falan. ‘Sizin orada yapılacak proje bu’ dedi. Ama o projenin yapılması için buradaki bütün evlerin yıkılması gerekiyor. Burada hiç ev kalmaz” diye konuştu.
Daha önce de mahallelerinde yıkım gerçekleştiğini anlatan Akmacı, en son gerçekleşen yıkımda ‘Binnaz Budak’ adlı mahallelinin evinin yıkılmasına dayanamayarak kalp krizi geçirdiğini iddia etti. Evinin yıkılmasına dayanamayan Yaşar Dalkıran’ın da evi yıkıldıktan 15 gün sonra kalp krizi geçirerek yaşamını kaybettiğini belirtti. Yaşar Dalkıran’ın eşi Türkan Dalkıran ise eşinin ölümüne dayanamayarak bir hafta sonra yaşamını yitirmiş. Akmacı, bir bebeğin de yıkımdan sonra donarak can verdiğini sözlerine ekledi.

Çocukların ve gençlerin yıkım için mahalleye gelen çevik kuvvetten çok etkilendiğini dile getiren Akmacı, 8 yaşındaki kızı Remziye Akmacı’nın gece sıçrayarak uyandığını vurguladı. Çocukların polisten çok korktuğunu belirten Akmacı, “Bütün çocukların psikolojisi bozuldu” dedi.

9 kardeşi olan ve kardeşleri ile aynı evi paylaşan Safinaz Gülerek, evleri yıkıldıktan sonra ev kirasını ödeyemeyeceklerini söyledi. Belediyenin ev başına 30 bin YTL verdiğini belirten Gülerek, “Bu parayla nasıl kiraya çıkarız? 7 çocuk, 6 torun. Adalet istiyoruz” diye konuştu.

‘Evimiz yıkılacak diye çok korkuyorum’

Psikolojisi bozulan ve okula gitmek istemediklerini söyleyen çocuklar, yıkım korkusu yaşıyor. 4. sınıfa giden, anne ve babası hayatta olmadığı için halasının yanında kalan Ali Osman Budak, “Evimiz yıkılacak diye çok korkuyorum. Evimiz yıkılırsa çok üzülürüm” dedi. 1. sınıf öğrencisi Deniz Budak ise evleri yıkılırsa çok üzüleceğini söyledi. Gidecek bir yerleri olmadığını dile getiren Budak, sözlerine şöyle devam etti: “Evimiz yıkılırsa ne yaparız, nerede kalırız?..” 1. sınıf öğrencisi Sevda Gülerek de “Evimiz yıkılacak. Buna çok üzülüyorum. Nerede kalacağız, nereye gideceğiz?” şeklinde konuştu. (İstanbul/EVRENSEL)

Evrensel / 31.03.2008