Ben başkanken…

{nomultithumb}

Metin Erten

Ben başkanken…

Son yazımda, geçtiğimiz günlerde İzmir’de yapılan Kitap Fuarı’nda, Karşıyaka Kent Meclisi olarak konuğumuz olan ve “ben başkanken” adlı söyleşiye katılan eski başkan Şebnem Tabak’ın söylediklerini yazacağımı belirtmiştim.

Şebnem Tabak, bir diğer başkan Cihan Türsen’den sonraki ikinci konuğumuzdu. Karşıyaka’nın belediye başkanlarını, Karşıyaka’da insanlarla buluşturamamıştık. Bununla ilgili salon istemlerimiz geri çevrilmişti. Ama fuarda yapılan söyleşilerimiz, eski başkanların yalnızca Karşıyakalılarla değil, tüm İzmirlilerle bir araya gelmesini sağladı.

Şebnem Tabak; benim, sizin, tüm Karşıyakalıların bildiği, tanığı gibiydi yine. Hep gülümseyen, konuşmayı pek sevmeyen, hele kendisiyle ilgili konuşmayı hiç sevmeyen biri. Sözlerinde politik yan olmayan, içinden geldiği gibi konuşan ve davranan, içten, doğal ve kendinden emin. Tabak, polemik yapmayı sevmiyor daha da. Şimdiki başkanı eleştirme gereği bile duymadı. Yalnızca bir kez, son yapılan belediye başkanlık binası için eleştirdi. Şehir Planlamacı Tabak’a göre, binanın yeri şehircilik açısından yanlıştı ve bina da küçüktü. Doğru olanı, Girne Caddesi üzeninde yapılmaya başlanan binanın bitirilmesiydi.

Başkan olduğu zamanlarda “ben”den çok “biz” sözünü kullanmasını seviyordu. Kent Meclisi toplantılarında defalarca kez “Siz benim için birer danışmansınız” demişti. Söyleşisinin başlangıcında uzun uzun, Kent Meclisi’nin Karşıyaka için önemine, farklı siyasal görüşlerin nasıl bir araya gelip Karşıyaka için öneriler ürettiğine ve yapılan çalışmaların kendisine olan katkılarından söz etti.

Söyleşide söylediklerinin bazılarını yorum yapmadan ve çok kısa olarak burada aktarmak istiyorum.“Göreve başladığımda ilk sorun olarak belediye şirketi olan Kent AŞ.nin borçları önümüze geldi. Eski dönemden kalan öylesine çok borç vardı ki, ardarda gelen icralar yüzünden işçilerin maaşlarını ödeyemez duruma gelindi. İlk iş olarak bunun için çözümler ürettik.Eski dönemde yapılan doğru çalışmaları reddetmek gibi düşüncemiz olmadı. Bazılarını sürdürdük. Örneğin “Yeşil Kuşak Projesi”ni geliştirdik. 270.000 fidan diktik. Kent meclisi de bu projede önemli destekler sağladı.

Yine eski dönemde yapılmaya başlanan, ancak sürdürülmeyen Çok Katlı Pazaryeri çalışmasını sürdürdük. Düşündüğümüz pazaryeri şimdiki gibi 3 katlı değil, tek katlı olacaktı. Ancak projeyi çizenler buna izin vermediler. Bu nedenle projedeki gibi yapmak zorunda kaldık. İzinsiz değiştirmek mahkemelerde olmak demekti. Ama şimdi, projeyi çizenleri dinlemeyip, onlarla mahkemelerde uğraşsaydık da, tek katlı olsaydı diye düşünüyorum.

Mavişehir’de 5.000 kişilik bir spor salonu yaptık. Salonun projeleri başta olmak üzere birçok işini, bedelsiz olarak, imece yöntemiyle gerçekleştirdik. İnce işlerini Büyükşehir Belediyesi’nin yapmasını sağladık

Mahallerde park yapılmasını istiyorduk. Çok miktarda park yaptık. Kütüphaneler açtık. Kütüphaneleri, özellikle kentin alt gelir guruplarının yaşadığı yerlerde açılmasına özen gösterdik. Klimalı ortamlarda çocuklar kitap okudular, ödevlerini yaptılar, yaşamlarında ilk kez yazarlarla buluştular, imzalı kitaplarını aldılar.

İlk belediye başkanımız Sayın Çobanoğlu efsanevi bir başkandı. Biz, onun yıllar önce attığı temeller üzerinde belediyemizi geliştirdik.”

Sayın Tabak’ın “keşke”leri de vardı elbette. İşte birkaç örnek;“Keşke, Girne’deki belediye binasını bitirseydim. Yeterli kaynağımız yoktu ama belediyeyi borçlandırabilirdim. Yeni yönetime borçlu bir belediye devretmemek istedim çünkü bizler borç yüzünden çok çekmiştik.”“Keşke, belediyeyi borçsuz devrettiğimi medyada daha etkin olarak duyursaydım. Borçsuz devretmek pek alışıldık bir durum değildir oysa…”

Şebnem Tabak, son bir serzenişte bulundu ve söyleşisini bitirdi. “Göreve geliş ve gidişimde malvarlığımı açıkladım. Malvarlığımın giderken azaldığını yalnızca bir gazete yazdı. Çünkü artık haber değeri yokmuş.

Yenigün / 26.05.2007