Belediyecilik eğlenceli bir iştir

Uluğ Atasoy

Rivayet edilir ki, Ulu Önder, İzmir kurtarıldıktan sonra gelmiş Kordon’da bir restorana oturmuş. Niyeti, İzmir’in o seyrine doyulmaz gün batımında bir kadeh birşeylerle akşama başlamak. Korkudan bacakları titreyen genç Rum garsona, korkacak bir şey olmadığını gösterircesine sevecen sormuş; “Yunan Kralı buraya geldi mi?” “Geldi” demiş garson. “Bir şeyler yedi içti mi?” “Yemek yedi.” “Gün batımını izleyip bir kadeh rakı içmedi mi vre?” “Yok içmedi” demiş garson. Yüzünü ekşitmiş Büyük Komutan; “Ah be çocuk. O vakit ne demeye almak istedi ki bu adam İzmir’i!”

8000 yıllık İzmir, Atamızın aşık olduğu kadar güzel; hele gün batımlarında. İzmir güzel, İzmir ileri, İzmir aydınlık, İzmir küçük, İzmir şanssız. Son zamanlardaki en büyük 2 şanssızlığı, basın tarafından ısırılmadan geçen 5 yıllık Piriştina döneminde “Oldu bitti” anlayışıyla yönetilmesi ve başkanın zamansız kaybıyla boşalan koltuğa, hazırlıksız ve isteksiz ama iyi bir insanın oturması. Oysa belediye başkanlığı zor bir iştir. Bazı vasıflar ister. Büyük bir tutkuyla kendini adamışlık, hazırlık ister. Hakla bütünleşme ister. Hakkını veremezsen de olmaz.

Ülkemizdeki çoğu kentler gibi, plansız büyüyen İzmir, sonunda sıkışık bir alana doluşmuş yoğun nüfusunu rahatlatmak için bazı fedakarlıklar yapmak zorunda kalacaktı. Kaldı da. Güzelim Kordon’u yok edildi. Bu zorunlu bir işti. Kabahat, o hale gelininceye dek kimsenin bir önlem almamış olmasıydı.

Aynısı Körfez için de geçerliydi. Zamanında bando mızıka merasimiyle Körfez’a bağlanan kanalizasyon sistemi işini görmüştü. Kentin içindeki sanayi tesislerinin zararlı atıklarını Körfez’e taşıyan dereler yardım etmişti. Ve, bir deha ürünü olarak, Körfez’in dibine kurulmuş kent mezbahası da, yapılan harika işin üstüne dikilmiş bir tüy olmuştu. Artık milyonu aşkın İzmirli, koskoca bir lağım çukurunun etrafında yaşayacaktı senelerce. Sözde çareler aranarak. Ama hep sorunun üstü örtülüp, çöpler halının altına süpürülerek. Neyse ki, sonunda bu trajedi sona erdirildi. Körfez artık kokmuyor. Ve biraz daha temiz gibi.

Akşam – 20.03.2007

İyi bir iş, kötü bir işle dengelenmeliydi. İzmir’in nefes alabildiği tek ciğeri olan Fuar talan edildi. İçine devasa bir yapı oturtuldu. O yetmedi, Belediye’nin çeşitli birimleri buraya taşındı. Hayvanat bahçesi eskidi. Dünyadaki en güzel örneklerinden olan “Mini Tren” kaldırıldı. Göl Gazinosu, Dağ Gazinosu, Ada Gazinosu gibi isimleri olan mekanlar yaşam şansını yitirdi, çoğu kapandı ve yıkıldı. Fuar, Belediye eliyle yavaş yavaş yok olmaya mahkum edildi. Resmi plakalı araçların içinde sürat denemeleri yaptığı bu güzelim alan, artık İzmir halkından iyice koptu, yitti, gitti. Sonunda da, bir otopark ve “Açık Alan Belediye Hizmet Tesisi”ne dönüştü.

Şimdilerde ise İzmir bir EXPO komedisi yaşıyor. Son ana dek, tek aday olma umudu ve kazanma şansı, güçlü Milano’nun ortaya çıkmasıyla iyice zayıflayan İzmir, bu işi de belediyenin önderliğinde yüzüne gözüne bulaştırma arifesinde. Eldeki güçlü kartların kullanılması yerine, ahbaplıkların memnun edilmesi çabası, İzmir’e bu konuda da acı bir deneyim yaşatacak gibi. Bu yetmezmiş gibi, bir de EXPO tesislerinin kurulması için belirlenecek alanın yanlışlığı sebebiyle, kente büyük zararlar verecek bir yerseçim süreci yaşanıyor.

Hani Atamız, Yunan Kralı için sormuş ya; “O vakit, ne demeye almak istedi bu adam İzmir’i” diye. İnsanın aklına bugün de şu soru geliyor; “O vakit, ne demeye ister ki insan İzmir’e belediye başkanı olmayı?”