Akılcı düşünmek…

Akılcı düşünmek…

cengiz.turksoy@aksam.com.tr

 


Toplumumuzun despotik Osmanlı yönetim geleneğinin etkilerini terk edemeyen çeşitli kesimleri yıllardır kendilerini hem kandırmakta hem de bunu kendilerine bile itiraf edememektedirler. İnsanlarımızın kendi kendilerini sürekli kandırdığı ya da başkalarınca sürekli kandırıldığı pek çok konu vardır. Toplumsal yaşamın neredeyse tamamı sahteleşmiş; doğruyla yanlışı, değerliyle değersizi ayırmak neredeyse olanaksızlaşmıştır.

Örneğin; toplumsal ve siyasal yaşamımızı biçimlendiren yasalar büyük ölçüde çağdaş özelliklere sahip gibi görünürler ama özenle incelendiklerinde, gerçeğin hiç de böyle olmadığı anlaşılır. Hemen her yasada aralara serpiştirilmiş birkaç ayrıksı hüküm bu yargıyı bir anda çürütür, çünkü o küçük hükümler yasalara çağdaş görünüm kazandıran hükümleri anlamsızlaştırır. Birbiriyle doğrudan ya da dolaylı bağlantısı olan yasalar birlikte ele alındığında ise daha vahim bir gerçekle karşılaşılır. Yasalar bir bütünün parçası değil, sanki her biri ayrı bir sistemin belgeleridir ve aralarında bütünlük olmaması için sanki özel çaba harcanmıştır. Söz konusu eksikliğin yarattığı boşluklar, uygulamadaki savsaklamalarla birlikte ülkemizde yaşanan yığınla sorunu olduğundan çok daha büyük boyutlara taşırlar. Çünkü toplumsal ve siyasal yaşam, aynen doğada olduğu gibi, bu tür boşluklara karşı çok duyarlıdır. Kedileri, örümcekleri, tarla kuşlarını, yabani arıları sevmeyebilir, yok edebilirsiniz ama bu eyleminizle yarattığınız boşlukta farelerin, sineklerin, çeşitli tarla haşaratının çoğalacağını ve bitkisel üretimin azalacağını da göze almak zorundasınızdır. Eğer bunu öngörmemişseniz kendi yarattığınız sorunla boğuşmak zorunda kalırsınız. Günümüzden 300 yıl önce yaşamış olan ünlü İngiliz fizikçi Sir Isaac Newton “her etkinin kendisine eşit ve karşı yönde bir tepkisi vardır” derken sanki bu durumu açıklamaktadır.

Toplumsal yaşamda da süreç buna çok benzer. Yurttaşın örgütsüzlüğünden yararlanarak ya da yurttaşı etkisizleştirerek boşaltılan toplumsal alanlar asla boş kalmazlar yasal ya da yasa dışı, küçük ya da büyük oluşumlarca doldurulurlar. Siyasal istikrar sağlama adına “demokrasiden” ödün verilerek genel seçimlerde yüzde 10 oy barajı uygulanması bu durumun en güzel örneklerinden birisidir. Yaratılan boşluğun 2002 seçimlerinde nasıl bir TBMM oluşumuna yol açtığını biliyoruz ve sonuçlarını 4,5 yıldır toplum olarak hep birlikte yaşıyoruz. Buna karşılık TBMM, yaşanan sorunlardan ders çıkarmak ve barajı kaldırmak bir yana, giderayak çıkardığı bir dizi yasa ile yakın gelecekte yaşanacak birçok yeni sorunun daha temellerini atmaktadır.

Oysa, akılcı düşünce örgüsü yaşanan sorunlardan ders çıkarmayı ve aynı ya da benzer sorunları yeniden yaşamamak için önlem almayı gerektirir. Akılcı düşünenler en azından Newton’ın sözünü anımsayacak kadar sağduyu sahibidirler ve yalnızca eylemlerinin nedenlerini açıklamakla kalmazlar, olası sonuçlarını da göz önünde bulundururlar. Mustafa Kemal işte bunun için büyüktür ve onun devrimci çizgisi hala topluma yol göstermektedir. Düşünce örgüsü akılcılıkla henüz tanışmamış olanların kandırmak ve kandırılmaktan başka seçenekleri yoktur ve belki de o nedenle Mustafa Kemal’le sorunları vardır.

Akşam Ege – 15.05.2007{nomultithumb}