Akdeniz Ege’ye ders oldu mu?

Yazarlar / Nedim Atilla

Akdeniz Ege’ye ders oldu mu?

nedim.atilla@aksam.com.tr

 


İçinde bulunduğumuz ayın ilk hafta sonunda Alaçatı’daki gözlemlerimizi 11 Aralık’ta paylaşmıştık bu köşede. Turizm dünyasında son dönemde en çok ses getiren “çalıştay” oldu bu sıcak görüşme… Zeynep Öziş ile Hüseyin Baraner’i bir kez daha kutlamak gerek.

Toplantıyı düzenleyenler, “Alaçatı koruyarak gelişmenin iyi bir örneği. Sembolü” demişlerdi. O yazıda da söylemiştim, “Korumacı turizm ya da kırda lüks” idi konumuz. Daha sonra Reşat Kutucular da yazdı, “Bu ülkede korumacılık akan suya set, dönen tekere çomak, hatta hatta gelişmeye engel olarak bile algılanıyor”. Çünkü ya hiç korumayıp yıkıp geçmişiz. Ya da korunacak olanı kaderine terk etmişiz. Yaşatarak koruyan bir anlayış tesis edememişiz. Ben şimdi bile TV programlarında “korumacılık” falan diyorum, “Ne diyor bu adam” yazan mesajlar alıyorum.

O toplantıda çok sayıda Antalyalı gazeteci dostumuzla birlikte olduk. Onların daha sonra yazdıklarını da okuma fırsatımız oldu. Antalya gazeteleri buralara gelmiyor ama yaşasın internet! Bunlardan birini de Hürriyet’in Akdeniz ekinde Bülent Ecevit dostumuz; “Antalya Ege’ye ders oldu” diye yazdı. Ah sevgili Bülent Ecevit, rahmetli adaşın kadar iyi niyetlisin…

Arkadaşımız, “Ege’nin şirin turizm beldesi Alaçatı, geleceğini ararken Antalya’yı masaya yatırdı. Bir grup turizmci ile beraber konuğu olduğumuz Alaçatılılar turizmin başkentindeki olumsuzlukları dinledi. Betonlaşmasından, ormanların kesilmesinden, portakal ve muz bahçelerinin yok olmasına ve ‘Herşey Dahil’ine kadar konuşuldu. Ve ‘Antalya olmak istemiyoruz’ dediler” diye yazmış ve şöyle devam etmiş: Kış yalnızlığı içindeydi Alaçatı. Taş evleriyle ünlüydü ve dünyada rüzgar sörfü yapılabilen birkaç merkezden biri olarak tanınıyordu. Birkaç saatte dar ve temiz sokaklarını dolaştık. Nenelerimizin evi gibi eski eşyalarla döşenmiş şirin otellere hayran kaldık. Bakkaliyesiyle, kahvehanesiyle, balıkçısıyla, manavıyla, genciyle ve yaşlısıyla şirin bir balıkçı köyü gibiydi. Ayrılırken yüreğimizin bir parçasını bırakmıştık orada.”

Aslında geleceği Çeşme Kaymakamı Nazmi Günlü orada anlatmıştı. 5 yıl kadar görev yaptığı Kemer Kaymakamlığı’ndan sonra yine bir turizm merkezi olan Çeşme’ye atanmıştı. Alaçatı’nın geleceğini aradığı bu toplantıyı terk etmedi bütün bir gün konuşmacıları dinledi. Günlü, “Kemer’i biliyoruz, planlandığında 15 bin yatak idi, şimdi 90 bine ulaştı. Ülkemizin diğer bölgelerini hoyratça kullanmamak için turizmdeki kötü örnekleri tekrar etmemeliyiz” demişti…

Ne yazık ki, Ege’nin tamamı Alaçatı değil… Keşke Alaçatı’daki korumacı anlayış bölgemizin tamamına yayılsa… Çünkü burnumuza gelen kokular, özellikle son turizm fuarında duyduklarımız, Antalya’yı “doyuran” betonarmecilerin gözünü buralara diktikleri yönünde… Hüseyin Baraner’in dedikleri ile bitirelim gelecek için kaygı yaratan bu yazımızı: “Küreselleşen turizmde renkler, tatlar ve sesler kayboluyor. Ama dünyada bunların peşinden koşanlar o kadar çoğaldı ki. Sahil ve turizm beldeleri artık anlamlarını kaybediyor. Bunların her yerde arayıcıları var.”

Baştaki soruyu yineleyelim ve cevabı size bırakalım: Akdeniz Ege’ye ders oldu mu?

Akşam Ege / 27.12.2007