Alan Da Memnun Satan Da…

KAÇAK YAPILARLA İLGİLİ SON GELİŞMELERİ DE “AF-RANT-OY ÜÇGENİ” BELİRLİYOR…
Alan Da Memnun Satan Da…

Kentlerimizin biçimlenmesinde kangren bir unsur olarak ön plana çıkan kaçak yapılaşma süreci ve kaçak yapıların affedilmesinin sakıncaları, tüm yaşananlara, Odamızın tüm bilgilendirme ve açıklamalarına karşın anlaşılmış görünmüyor. Dahası, kaçak yapılara asla izin verilmeyeceği ve kaçak yapı yapanın cezalandırılacağı yönündeki en üst düzeyden yapılan açıklamalar da süregelen uygulamalarla sulandırılıyor.

Bu konuya ilişkin Türk Ceza Kanunu’na eklenen cezai hükümlerin sürekli yumuşatılarak kaçak yapıya verilen tavizler haline gelmekte olduğu, Odamızca iki ayrı basın açıklaması ile kamuoyuna duyurulmuş ve bu konuda bir kamuoyu bilinci yaratılmasına çalışılmıştı. Buna karşın, 2006 yılı Bütçe Kanunu Tasarısının Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesi sırasında, Kanun Tasarısına; “12.10.2004 tarihinden önce yapılmış olup kullanma izni verilmeyen yapılara yol, su, elektrik, telefon, kanalizasyon, doğalgaz gibi altyapı hizmetlerinin birinin veya birkaçının götürüldüğünün belgelenmesi durumunda, ilgili yönetmelikler doğrultusunda fenni gereklerin yerine getirilmiş olması ve bu kanunun yayımı tarihinden itibaren başvurulması üzerine kullanma izni alınıncaya kadar geçici olarak elektrik veya su bağlanabilir. Bu kapsamda su veya elektrik bağlanması herhangi bir kazanılmış hak teşkil etmez.” biçiminde bir hüküm eklendi ve bu hüküm 27.12.2005 tarihinde Meclis Genel Kurulundan da geçerek yasalaştı…. 

Öncelikle Bütçe Kanunu kapsamında neden yer verildiği anlaşılamayan bir konuya ait bu hüküm, aslında kaçak yapıyı yapana da yaptırana da göz açtırılmayacağı, izin verilmeyeceği yönündeki söylemlerin aşama aşama erimesi sürecindeki yeni bir halkayı oluşturuyor. Bu konunun ilgisiz yasa taslakları içine yedirilmiş hükümlerle geçivermesi, bir kararlılığın tamamen yön değiştirmekte olduğu endişelerini güçlendiriyor. Kaçak yapı karşısındaki kararlılık önce Türk Ceza Kanunu’na ilişkin tasarılarda “kaçak yapıyı, yapana, yaptırana, göz yumana, imar müdürü ve belediye başkanı düzeyinde cezai yaptırım uygulanacağı” yönündeki taslakla kendini gösterdi. Ne yazık ki bu olumlu başlangıç kısa sürede tavsayarak tasarının yasalaşması aşamasında önce belediye başkanları ve imar müdürlerini sorumluluktan kurtardı. Ardından Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesine eklenen bir fıkrayla kaçak yapısını imar planlarına uyumlu hale getirenlerin bu cezalardan muaf olacağı yönünde bir dolaylı af yolu da tanımlandı. Aslında bu yeni eklenti ile, plana göre yapı yapma yerine, yapıyı plana işleme, planı kaçak yapılmış yapıya uydurma mantığı, içten içe kamuoyunun bilinçaltına yerleştiriliyor. Odamızın, kaçak yapıya karşı duran kararlı tutumda şüpheler uyandıran bu geri adıma ilişkin 28.09.2004 tarihli basın açıklaması ise ne yazık ki,“ilgisiz ilgililer!”e ulaşmadı.
Bu da yetmezmiş gibi, 26.09.2004 tarihli Türk Ceza Kanunu’nda 27.05.2005 tarihinde yapılan bir değişiklikle kaçak yapıya ilişkin cezai yaptırımları bir parça daha yumuşatıp daraltan bir hüküm daha yasaya eklendi. “..TCK’da yapı ruhsatı olmaksızın inşaatlara altyapı bağlanmasına ve sınai faaliyet gösterilmesine müsaade eden kişilere verilecek 5 yıla kadar hapis cezasının da 12.10.2004 tarihinden önce yapılmış yapılar için uygulanmayacağı…” biçiminde bir içeriğe sahip “ceza kapsamı daraltma” yönündeki bu eklenti ile aslında ceza yasası, başlangıçta amaçlandığından çok daha geri bir noktaya düşmüş oldu. Böylece 12.10.2004 tarihinden önce yapılmış yapılara ilişkin tüm sorumlulara verilebilecek cezalar ortadan kaldırıldığı gibi, “…bu tarihe kadar yapılan kaçak yapılara bir düzenlenme getirme şansı yok, bundan sonrasına bakalım..” biçimindeki af nitelikli bir yaklaşımla sözümona “beyaz bir sayfa” açıldı. Odamız bu kaçak yapıya izin vermeyen kararlılığa dair “sulandırma” operasyonunu da, 31.05.2005 tarihli basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurdu ama esasında konuyla derinden derine çok ilgili oldukları anlaşılan yetkililerin ilgisizliklerini! aşamadı.
2005 yılının bu son günlerinde Meclis’ten geçen 2006 Yılı Bütçe Kanunu ile ise, süregelen bu yaklaşıma bir halka daha eklendi. Buna göre 12.10.2004 tarihinden önce yapılmış olup bazı kentsel altyapı olanaklarından yararlanamayan kaçak yapılara her tür kentsel servisin (elektrik, telefon, su, doğalgaz vb) sunulması “yapı kullanma izni alınıncaya kadar geçici olarak!” olanaklı hale geldi. Bu durum; her tür bilim ve fen kuralı dışında kaçak olarak inşa edilmiş yasadışı ve tüm kentsel afet risklerine açık yapıların yasal olarak tüm olanaklardan yararlanarak kullanılmasına izin vererek, hem kent ve çevre sağlığı, hem de bu bölgelerde yaşayan nüfusun can ve mal güvenliğini tehlikeye atmak anlamına da geliyor. Hiçbir mühendislik hizmeti almamış, şehircilik ilkelerine aykırı, kentsel sistem içerisinde yeri olmayan ve belki de asla yerleşilmemesi gereken afet riskine açık bölgelerde yapılmış yapıların tahliye edilmesi, sağlıklılaştırılması, yenilenmesi vb stratejiler göz ardı edilerek, bu yapıların olduğu haliyle affedilerek kullanılması ve kalıcılaşması anlamını da taşıyan bu düzenleme, bir çok açıdan daha önce uygulanan “imar affı” yaklaşımlarıyla da benzerlikler taşıyor.
Bu yaklaşım, bir yandan kaçak yapıların nitelikli, yaşanabilir ve kentsel riskleri minimize edilmiş kent parçaları haline gelmesini engelliyor, diğer yandan kaçak yapıları affederek görünürde ödüllendirirken, olası afetlerle kucak kucağa yaşamalarına açık bir yaşam tarif ederek, toplumsal can ve mal güvenliğini tehlikeye atıyor, öte taraftan da, yasalara uyan ve kaçak yapı yapmayan vatandaşları adeta cezalandırarak devlete ve kamuya olan güveni de sarsıyor.
Gerçek kentsel dönüşümler kaçınılmaz bir zorunluluk olarak ortada durur ve kentlerin yerleşik alanlarındaki risk havuzları böylesi dolaylı aflar ile kaderine terk edilirken, ülkenin pek çok kentinde Belediye Kanunu’nun 73. maddesine dayanarak gerçekleştirilmeye çalışılan “sahte kentsel dönüşümler” ise spekülasyon ve rantsal bölüşüm amaçlı projeler olarak kentsel alanda yepyeni sorunlar oluşturmaya devam ediyor. Gerçek ve zorunlu kentsel dönüşümlere kulağını tıkayıp, affetme yolunu seçenlerin, kentin olmadığı alanda “kentsel dönüşüm” adı altında gerçekleştirilen paylaşımları da görmezden gelmesi şaşırtıcı sayılmaz. Zaten bu süreçte “alan da memnun satan da” biçiminde bir görev ve rol paylaşımı olduğu da ortada. Böylesi aflardan; kaçak yapıyı yapan vatandaş, kaçak yapısı yasallaştırılıp meşru rant aracı haline getirildiğinden, kendisiyle ilgili olası afet risklerini görmezden gelerek memnun. Böylesi “beyaz sayfalar”ı açan siyasetçiler de, bunun en azından sandıkta karşılığını gördüklerinden, sürecin önüne geçmek yerine içinde olabilmeyi daha çok tercih eder görünüyor. Tüm bu sakıncaları gören bilim ve meslek çevreleri ise her zaman kamuoyunu aydınlatma anlamındaki sorumlulukları gereği, bu kanıksanmışlığa karşı, kent ve kamu yararına mücadele etmeye çalışan, sürecin en içinde ama en dışındaki grup. Bu traji-komik tabloyu tamamlayan bir diğer unsur ise, tüm bu sakıncalar ancak vahim sonuçlar doğurduğunda tepki veren, tüm uyarı ve haykırışları ancak sansasyonel bir içerik olduğunda kamuoyuna yansıtabilen, magazin kültürüne boğulma eğilimindeki bazı basın-yayın organları.
Oysa, kaçak ve her tür riske açık yapıların sağlıklı kent parçaları haline gelebilmesi için politika ve stratejilerin araştırılması ve uygulanmasına ilişkin yasal-yönetsel-finansal modellerin belirlenmesi, kamu otoritelerine ve kamusal görev yapan tüm kuruluşlara düşen en temel görev. Bu görevin yaşamsal önemi, ülkenin yaşadığı körfez depremi gibi çok büyük yıkımlarda kendisini açıkça gösterdi. Buna rağmen, gerçek ve kalıcı çözüm önerilerini araştırıp uygulamak, kamuoyuna aktarıp bilinç yaratmak yerine, işin kolay yolunu seçen ve “af-rant-oy” üçgeni olarak tanımlanan “kangren şeytan üçgeni”nden beslenen, ya da bu süreci kamuoyuna yansıtmayan günübirlik çözümlerin hala popüler olması çok acı.
TBMM’den geçen ve kaçak yapılara elektrik, su bağlanmasına izin veren yasa maddesinin bu çerçevede yorumlanması gerektiği düşüncesiyle, “ilgisiz ilgililere”, “derinden ilgili yetkililere”, “af-rant-oy üçgeninin uzlaşıcılarına”, toplum sağlığı, can güvenliği, kamu yararı konularının takipçisi ve uzmanı olan bilim ve meslek çevrelerinin de varlığını hatırlatırız.
TMMOB Şehir Plancıları Odası
Yönetim Kurulu