22 MART DÜNYA SU GÜNÜ

22 MART DÜNYA SU GÜNÜ, MALATYA'DA İÇERKEN HASTALIĞA YAKALANDIĞIMIZ, TRAKYA'DA BOĞULDUĞUMUZ BİR GÜNDEMLE KUTLANIYOR!….Ankara 20 Mart 2006
BASINA VE KAMUOYUNA (ŞPO GENEL MERKEZİ)

Son dönemde ülke gündemine arka arakaya giren Malatya’daki “su”dan kaynaklı sağlık sorunları ve Trakya’daki sel felaketi, su kaynaklarının doğru planlanıp yönetilmesinin çok büyük bir önem taşıdığını bir kez daha açıkça gözler önüne serdi.
Bir taraftan “yazın içemediği suda kışın boğulan” 3 tarafı sularla çevrili zengin su kaynaklarına sahip Ülkemiz, diğer taraftan da içtiği sudan zehirlenen ve suyu sadece ekonomik değeri üzerinden değerlendiren bir politika izlemekte. Suyun sadece ekonomik değeri ile değil bir yaşam hakkı olarak sosyal değerleriyle de ele alınmasının kaçınılmaz hale geldiği ve su kaynaklarımızın iyi planlanıp yönetilmesinin her geçen gün daha büyük önem taşıdığı bu süreçte, Odamız, plancıların su kaynaklarına bakışına yönelik bir dizi analiz ve araştırma gerçekleştirdi.

TMMOB Şehir Plancıları Odası olarak; ulusal düzeyde su politikamızın ve Bölge-kent- kır ölçeği bazında su kaynaklarının yönetimine nasıl baktığımızın belirlenmesine özel bir önem vermekteyiz. Bu anlamda Odamız bünyesinde oluşturulan “Su Politikaları Komisyonu” tarafından 22 Mart Dünya Su Günü için gerçekleştirilen analizler ve yapılan çalışmaların kamuoyu ile paylaşılmasını çok önemsemekteyiz.

TMMOB Su Politikaları Kongresinde Odamız adına sunulacak “Küresel Su Politikalarının Şehir ve Bölge Planlama Disiplini Açısından Değerlendirilmesi” isimli bildiri ve Odamızca Malatya’da gerçekleştirilen analiz, anket çalışmalarının sonuçlarını da içeren 22 Mart Su Günü Basın duyurusu, ekte bilgi ve değerlendirmelerinize sunulmaktadır.

Tüm basın-yayın organlarının konuya ilişkin hassasiyetlerinin, kamuoyunun aydınlanması anlamında büyük önem taşıdığını düşünüyoruz,

Saygılarımızla,
TMMOB Şehir Plancıları Odası
Yönetim Kurulu

SUYUN SADECE EKONOMİK BİR DEĞER OLARAK ELE ALINMASI ÇEVRE VE İNSAN SAĞLIĞINI TEHDİT ETMEKTEDİR.

TMMOB ŞEHİR PLANCILARI ODASI 22 Mart 2006 Dünya Su Günü Basın Bildirisi

Su doğal kaynak olarak günümüzde önemini koruduğu gibi gelecekte de öncelikli müdahale alanlarından biri olacaktır. Ekonomist dergisi tarafından 2004 yılında düzenlenen ve Kopenhang toplantısı adı verilen organizasyonda günümüz sorunları dünyanın önde gelen 8 ekonomisti tarafından tartışılmış ve 10 temel konudan birisinin su ve koruyucu sağlık (water and sanitation) hizmetleri olacağı ifade edilmiştir. Ekonomistler bu konuda su kaynaklarının kirliliği ve kentsel alanlardaki hizmetlerin fiyatlarının yüksek olması üzerinde durmuşlardır. Kentsel amaçlı su kullanım miktarının düşük olmasına karşın kentsel alanlarda kullanılan suyun değerinin yüksek olması kentleri cazip bir su pazarı haline getirmektedir.

Günümüzde suyun sadece ekonomik bir değer olarak ele alınması çevre ve insan sağlığını tehdit etmektedir. Avrupa Çevre Ajansı 2005 yılında yaptığı analizde, Türkiye’nin su sıkıntısı içinde olduğunu ifade etmiştir. Bu çalışmada, Türkiye için Su Kullanım İndeksi (water exploitation Index) % 16,98 bulunmuştur. Bunun anlamı Türkiye’nin düşük seviyede su sıkıntısı yaşayan ülkeler kategorisi içinde olduğudur. Ülkemizin su sıkıntısı yaşayan ülkeler grubunda yer almasının temel nedeni su potansiyelin ülke coğrafyasında eşit bir biçimde dağılmaması ve hızlı nüfus artışıdır (her yıl kişi başına kullanılabilen yıllık su miktarı azalmaktadır). Nüfus artışına paralel olarak Ülkemizde toplam tatlısu (yüzey ve yeraltı) kullanımı, 1995 ile 2001 yılları arasında % 39,9 artış göstermiştir. Bu oranın yaklaşık % 84’lük kısmını yüzey suyu oluşturmaktadır. DİE 2004 yılı verilerine göre içme ve kullanma suyunu şebekeden alan belediye nüfus oranı % 93’e ulaşmıştır. 2004 yılı itibarıyla şebeke ile dağıtılmak üzere 4,7 milyar m3 su çekilmiştir. Suyun % 42’si barajlardan, % 27’i kuyulardan, % 26,2’si kaynaklardan, % 2,9’u akarsulardan ve % 1,8’i göl veya göletlerden çekilmektedir. Suyun sağlandığı kaynakların dağılımına bakıldığında barajlardan sağlanan içmesuyunun ön plana çıktığı görülmektedir. Bu da giderek su elde etmek için yapılan yatırım maliyetlerinin yükselmesine neden olmaktadır. Çekilen 4,7 milyar m3 içme ve kullanma suyunun 2,08 milyar m3’ü arıtılmaktadır. Arıtılmayan içme ve kullanma suyunun toplam içindeki payı % 56,1 dir. İçme ve kullanma suyu arıtma tesisi ile hizmet verilen nüfusun toplam belediye nüfusu içindeki oranı % 42 dir. Bu durum sağlıklı içmesuyunun şebeke üzerinden sağlanmasında yeterli düzeye ulaşılmadığını göstermektedir.

Su kaynaklarında bu gün yaşanan sorunlar, kentlerdeki su ve atıksu hizmetlerinin sunumu ve yönetimi ile doğrudan ilişkilidir. Bunlar şöyle sıralanabilir.
DİE 2001 yılı verilerine göre kanalizasyon hizmeti alan belediye sayısı 1879’dir. Kanalizasyon şebekesi ile hizmet verilen nüfusun toplam belediye nüfusu içindeki oranı ise % 78,7 dir. Buna karşın atıksu arıtma tesisi ile hizmet edilen nüfusun toplam nüfusa oranı ise sadece % 16,8’dir. Tüm bu değerler belediyelerimizde atıksuyun bertarafında, bu hizmetin kapsadığı nüfus ve atıksu tesislerinde arıtma konularında ciddi sorunlar yaşanmakta olduğunu göstermektedir. Özetle su kaynaklarımız korunamamakta, nehirlerimiz, göllerimiz ve yeraltı suyu kaynaklarımız hızla kirlenmektedir.
Su ve atıksu şebeke elemanlarının durumunu belirten kapsamlı bir istatistik bilgi toplanmadığından mevcut şebekenin fiziksel durumundan kaynaklanan sorunlar gizli kalmaktadır. Ancak gözlemler, şebekelerin yenilenme ihtiyacını ortaya koymaktadır. Su, kanalizasyon ve katı atık toplama hizmetlerini veren belediyelerimizin performansına baktığımızda büyükşehir belediyelerinde “su kayıp oranı” % 43,8 ile oldukça yüksektir. Diğer belediyelerde ise kayıp % 40 seviyesindedir. Bu su kaybının nedeni hem şebekenin fiziksel durumunun kötü olmasından hem de kaçak kullanımlardan kaynaklanmaktadır.
Fiziksel olarak karşılaşılan sorunların yanısıra kentsel su ve atıksu hizmetlerinin işletiminde kentlerimiz yönetim sorunlarıyla da karşıkarşıyadır. Bu yönetim sorunlarının başında hizmetlerde çalışan personelin nitelik ve niceliği gelmektedir. “İşgücünün etkinlik düzeyi”ne 1000 abone başına düşen çalışan sayısı olarak bakıldığında, Ülkemizde 100 000 ‘nin üzerindeki belediyelerde bu oran 4,25 çıkmıştır (Dünya Bankası işgücü etkinlik düzeyni 2-3 arasında kabul etmektedir). Bu durum işletmede işin gerektirdiğinden çok personel istihdam edildiği anlamına gelmemelidir. Belediyelerde, su hizmetinde çalışanlar aynı zamanda kanalizasyon ve katı atık hizmetlerinde de çalıştırılmaları ve geçici işçi statüsünde çalışanların toplam çalışan içindeki oranının yüksek olması, işgücündeki verimsizliğin nedenleri arasında sıralanabilir.
Çevre ve Orman Bakanlığı’nın düzenlediği Çevre ve Ormancılık Şurası “Su ve Atıksu Yönetimi” Altkomisyon Çalışmasında (Şubat 2005) ülkemizdeki temel çevre sorunlarının çözümüne yönelik yapılması gereken altyapı yatırımları için 30 ile 50 milyar Avro arasında bir finansmana ihtiyaç bulunduğu ifade edilmiştir. Mali açıdan belediyelerimizin performansı ele alındığında, İçişleri Bakanlığı Belediyelerde Performans Ölçümü Proje çalışması değerlerine göre, 16 büyükşehir belediyesinin 8’inin artı değerde veya dengeleyerek 100 000’ nin üzerindeki belediyelerin % 5 oranında gelir fazlası ile 2004 yılı mali bilançolarını kapatmışlardır. Bu oran belediyelerin su hizmetlerinden kar elde ettiklerinin bir göstergesidir. Bu durum hizmetin sunumuna bir kamu hizmeti anlayışından çok ticari bir anlayışla yaklaşıldığını göstermektedir. Su kaynaklarındaki kirlenme ve nüfus artışına bağlı artan su çekimi, hizmetin performansı ve mali tablo açısında tüm veriler birlikte ele alındığında su hizmetlerinin yönetiminde ciddi eksikliklerin var olduğu görülmektedir.
Yukarıdaki bilgiler ışığında yapılabilecek diğer bir değerlendirme su hizmetlerinden elde edilen gelirin, altyapının fiziksel sorunlarını çözmeye yönelik kullanılmadığıdır. Bu durum kentsel alanda hizmet alan nüfusun sağlıklı, ödenebilir suya erişiminde güçlüklerle karşılaşmasına neden olmaktadır. Kısa bir süre önce Malatya kentinde yaşanan salgın hastalık su ve kanalizasyon hizmetlerinin kentsel yaşam kalitesine ve halk sağlığına doğrudan etkisi açısından örnek bir olay olarak gösterilebilir.
Kasım 2005’te Malatya Kenti’nde nüfusun % 3’ünü etkileyen hastalığın kentin şebeke suyundan kaynaklandığı saptanmıştır. Şebeke üzerinden kente sağlanan suyun kalitesindeki değişim kısa bir süre içinde 8.000 kişinin sağlık kurumlarına başvurmasına neden olmuştur. İçmesuyu kalitesindeki olumsuz değişim başta çocukları ve yaşlıları etkilemiştir.

Bu olaydan da anlaşılacağı gibi güvenilir ve sağlıklı su hizmetinin sağlanması kentsel yaşamı ve kentsel kaliteyi doğrudan etkileyen bir faktördür. Şehir Plancıları Odası konunun önemi üzerine kentte yaptığı araştırma sonucunda, su ve kanalizasyon hizmetinin sağlanmasında sorunlar olduğunu tespit etmiştir. Bu sorunların başında, yapılan işle ilgili teknik eleman istihdamının yetersizliği gelmektedir. Halkın sağlığını doğrudan etkileyen su, kanalizasyon ve atıksu işletme hizmetlerinde işin gerektirdiği bilgi ve deneyime sahip olmayan elemanların bu denli önemli bir kamu hizmetinde istihtam edilmesi, halk sağlığı için bir tehdit oluşturmaktadır. Salgına neden olan etkenin içmesuyu şebekesinde E.kolibasilinin görülmesidir. Bu durum içmesuyuna atıksuyun karıştığının bir göstergesidir. Dolayısyla fiziksel sızıntı ve kaçak kullanımdan kaynaklanan şebeke su kayıplarının yüksek (%40) olması, Malatya kentinde mevcut su ve kanalizasyon şebekedesinde fiziksel ve teknik sorunların olduğunu ortaya koymaktadır.

Gölbaşı (Ankara) yerleşmesi’nde Gazi Üniversitesi tarafından yapılan bir başka araştırmaya göre, su ve sudan kaynaklanan hastalıkların yayılmasında bir diğer risk de şebekedeki çeşitli arızalardan dolayı yapılan su kesintileridir. Su kesintisi sırasında borularda oluşan ortam ve evlerde sağlıksız koşullarda biriktirilen suların kullanımına olumsuz hijyen koşulları da eklenerek hastalıklara davetiye çıkarılmaktadır.

Sonuç olarak sağlıklı bir kentsel yaşam için güvenilir ve sağlıklı suya erişimin sağlanması kadar, hizmetin ödenebilir düzeyde ve kesintisiz olarak kamu hizmeti anlayışı içinde verilmesi gereklidir. 2002 yılından itibaren Birleşmiş Milletler tarafından sağlıklı suya erişim bir insan hakkı olarak kabul edilmiştir. Artık dünyada suyun ekonomik değerinden ziyade suyun sosyal bir değer olduğu görüşü yaygınlaşmaktadır. Sağlıklı, güvenilir ve ödenebilir koşullarda suya erişim, merkezi ve yerel yönetimler tarafından da bir insan hakkı olarak kabul edilmeli ve sosyal bir değer olduğu görüşünden hareketle yönetilmelidir.
KÜRESEL SU POLİTİKALARININ ŞEHİR VE BÖLGE PLANLAMA DİSİPLİNİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ