2010 Ege’nin çevresine yaramadı

OZAN YAYMAN

Geçen yıl, bölgeye talan ve yıkım getirdi. Özellikle Allianoi ve Kaz Dağları tehdidi derinden hisseden yerler oldu.

Yerindelik denetiminin kaldırılmasıyla çevre için yasal anlamda da ‘koruma kalkanı’ indirilmiş oldu. Çanakkale’den Datça’ya dek olan kıyı şeridinde yağma endişesi arttı.

erindelik denetiminin kaldırılmasıyla çevre için yasal anlamda da ‘koruma kalkanı’ indirilmiş oldu. Çanakkale’den Datça’ya dek olan kıyı şeridinde yağma endişesi arttı.

 

Geride bıraktığımız 2010, çevre açısından bir çok talan ve yıkımı da beraberinde getirirken, Ege bundan zarar gören bölgelerin başında geldi.

Geçen yıl, Turgutlu’daki gelişmeler fazlasıyla gündeme geldi. İngilizler’e ait Sardes adlı nikel firmasının işletmek istediği nikel madeni için kesilmesi söz konusu olan 2 milyon ağaç ve 15 yıllık süre içerisinde kullanılacağı vurgulanan 18 milyon ton sülfürik asit, bölgede en fazla konuşulan konuların başında geldi. Bir önceki dönemin Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe’nin yeni kabinede görev alamamasına, Turgutlu’daki nikel madeni için izin vermek istememesinin etken olduğu vurgulanmıştı. Görev başındaki Bakan Veysel Eroğlu ise Sardes’e gerekli tüm izinleri verdi. Çevrecilerin mücadelesi sonucunda İngiliz şirketi, yatırımını Filipinler'e kaydıracağını açıklasa da bölgedeki duyarlı kesimler buna “temkinli” yaklaşıyor.

 

KUMA GÖMÜLDÜ…

 

Yıkım niteliğindeki gelişmelerden birisi antik dönemin sağlık merkezi Allianoi’nin kuma gömülmesi oldu. Yortanlı Barajı suları altında bırakılmak istenen Allianoi’nin kurtarılması için devam eden mahkemeler olduğu halde, merkezi yönetim, antik kentin “gömülmesi” yönünde karar aldı. Gün ışığına çıkması için büyük emek harcanan Allianoi şimdi baraj suları altında bırakılmak üzere yeniden kum altında…

Aslında çevre için en büyük yıkım, “yerindelik denetimini” ortadan kaldıran anayasa değişikliği paketinin geçmesi oldu. Çevreciler, Danıştay'ın, yerindelik denetimi olgusunu arkalarına alarak, bugüne kadar, çok sayıda dava kazandılar ve büyük yıkımların önüne geçebildiler. Ancak, söz konusu anayasa değişikliğinin ardından, doğal ve kültürel değerlerin tahribatının önüne geçilemeyeceğine dikkat çekiliyor. Şimdi, Kazdağları’nın korunması, Çanakkale’den Datça’ya kadar olan alandaki bakir alanların yapılaşmaya açılmaması, SİT alanlarının derecelerinin değiştirilmemesi, tarım alanlarında taş ocağı işletmesi açılmaması, akarsular üzerine HES’ler inşa edilmemesi, İzmir Efemçukuru’nda olduğu gibi, içme suyu kaynakları üzerinde maden işletmesi olmaması gibi konu başlıklarıyla açılan davalarda, koruma kalkanı olan yürütmeyi durdurma olgusunun çökmesi söz konusu.

 

ZEYTİNCİ AYAĞA KALKTI

 

Maden lobisinin önünde engel olarak gördüğü Zeytincilik Yasası’nı delme girişimleri, 2010 yılında da gündeme getirildi ancak lobi bu konuda başarılı olamadı. Zeytin alanlarının 3 kilometre yakınında, zeytinyağı işliği dışında hiçbir endüstriyel tesisin kurulmasına olanak tanımayan yasayı ortadan kaldırmak için TBMM’ye teklif sunuldu. Gelişme üzerine ayağa kalkan, zeytin üreticisi yasanın TBMM'de görüşüldüğü sırada Ankara'da toplanarak, yıkımın önüne geçti. Maden lobisi zeytin alanlarını ele geçiremedi ancak Kazdağları’ndaki istemleri konusunda önemli adımlar attılar. Yılın sonuna doğru ortaya çıkan bir gelişme çevrecilerin endişelerini yoğunlaştırdı. Buna göre Kanadalı bir firma, Kazdağları'ndaki sondaj çalışmalarını tamamladığını ve 2013 yılında buradaki işletmesini faaliyete geçireceğini açıkladı.

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak: Cumhuriyet Ege – 04.01.2011