11.11.2006 -Yenigün – AKCİĞER Mİ DEĞİL Mİ?

Hasan Tahsin
Sanırım bu toplantının ilk oturumunun en kısa yorumu bu başlıktır. İnciraltı Bahçelerarası’nın kaderi adına İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından belki de kent tarihinde ilk kez gerçekleştirilen forum, umulandan daha büyük bir katılımı da yaşattı.
İnciraltı’ndaki “mal sahipleri”, “yatırım” yapmak isteyenler, meslek odaları, sivil toplum örgütleri temsilcilerinin “söz sahibi” olduğu ilk toplantıda zaman zaman tansiyon da yükseldi. Demokratik hoşgörü sınırlarının oldukça zorlandığı anlar, oturum başkanı Prof. Dr. Hülya Koç’un uzmanca yaklaşımı sayesinde daha tatsız durumlara dönüşmedi.

Ancak, toplantının düzenlendiği Ahmet Piriştina Kent Arşivi Müzesi salonunu kim düşündü anlamak mümkün değil. Sadece 175 koltuklu bir salonda, tıka basa 300 kişinin doldurması, görsel açıdan “ilgi büyük” dedirtiyorsa da, toplantının üç saat sürdüğünü ve yarıdan fazla kişinin ayakta kaldığını söylersek, sanırım durumun “nahoşluğu da” anlaşılmış olur.
“İnciraltı’nı Geleceğini Birlikte Kuralım” sloganıyla hareket eden Büyükşehir Belediyesi, bundan önceki yönetimlerin tersine İzmir’in en çok tartışılan bölgesinin geleceği için, kapalı kapılar ardında yapılan “alışılmış” yöntemi elinin tersiyle itti. Her ne kadar ilk bakışta “umutsuz vaka” gibi geldiyse de, yurttaşların herkesin gözü önünde açıkça düşüncesini dile getirmesi, bundan sonraki süreç için umut sayılabilir.
AZİZ BAŞKAN’IN “ARAYIŞI”
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile Balçova Belediye Başkanı Mehmet Ali Çalkaya’nın baştan sona dikkatle takip ettikleri, zaman zaman mimikleriyle de sessizce “yorumladıkları” konuşmaları Prof. Dr. Hülya Koç yönetti. Toplantının “açılış” konuşmasını yapan Başkan Aziz Kocaoğlu’nun, dört gün sürecek oturumları “arama konferansı” olarak nitelemesi de dikkat çekiciydi. Çünkü perşembeden pazara dört gün sürecek toplantıların “forum” ya da “çalıştay” olarak dillendirildiğini duymuştum ama “arama konferansı” olduğunu da Başkan Kocaoğlu sayesinde öğrenmiş oldum. Toplantıların kayda alınacağını sonra da deşifre edilerek kitaplaştırılacağını söyleyen Başkan Kocaoğlu, ortak akıla yaptığı vurguyla da İnciraltı konusunun mutlaka, herkesin ve İzmir’in yararına çözüme kavuşturulacağını özellikle belirtti. Kocaoğlu, İnciraltı’nın yıllardır değişik kesimlerce “tarım, ticaret ve turizm” gibi değişik şekillerde tanımlandığını söylerken, bu durumun “kargaşa” nedeni de olduğuna inancını koydu ortaya. Ortak akıl gereği tüm yurttaşların düşünceleriyle belediyeye yardımcı olmalarının da gerektiğini belirtti.
Uzun yıllardır bir türlü sonuca ulaştırılamayan İnciraltı konusunda, bölgenin belediye başkanı Mehmet Ali Çalkaya ise ilk toplantıda konuşmadı. Ancak söylenen her sözü, beynine kaydedercesine dinleyen Çalkaya’nın, toplantının son oturum tarihi olan yarın “toparlama” şeklinde söz alacağı bekleniyor. Aziz Kocaoğlu’nun üç saatte bir kez dışarı çıktığı oturumda Balçova Belediye Başkanı Çalkaya, söylenen bir sözü bile “kaçırmadan” yerinden kalkmadı. Bir konuda İzmir’in önemli simalarından EGEV Başkanı Yılmaz Temizocak’ın, toplantıyı bir süre izleyip, arada Şadi Katırcıoğlu ile konuşup gitmesiydi. EGEV’in İnciraltı konusunda ne düşündüğünü belki önümüzdeki günler “anlayabiliriz”!
GÖRÜŞLERDE “ORTAK” NOKTALAR
İlk toplantıda “konuşmacı” olarak 19’u “mal sahibi” toplam 35 kişi kayıtlanmıştı ama nedense 10 kişi değişik nedenlerle konuşmadı. Ancak mal sahiplerine 3’er dakika diğerlerine 10’ar dakika konuşma süresinin belirlenmesi dikkat çekiciydi. Yıllardır sorunlarını anlatamamaktan dert yanan yurttaşların sıkıntılarını yine de bu kısacık sürede dile getirmeleri ise “hazırlıklı” olduklarının göstergesiydi. Mal sahibi yurttaşlar dışında muhtarlar, çeşitli sivil toplum örgüt temsilcileri, meslek odaları temsilcileri hatta bir de siyasi parti temsilcisi de söz aldı. Fakat 10’ar dakikalık sürelerin, yıllardır “konuşabildikleri” düşünülürse yine de “fazla” olduğunu söyleyebiliriz.
Oturumda konuşan 19 mal sahibinin hemen tümünün dile getirdiği bir söz adeta İnciraltı Bahçelerarası bölgesinin kartviziti gibiydi. Mal sahipleri konuşmalarına ya başlarken, ya bitirirken ya da konuşma ortasında ama mutlaka bölgenin “akciğer” olup olmadığına değindiler. Mal sahiplerinden Minüre Alev Minez’in tespiti gerçekten de bölge yurttaşlarının vahim durumlarını özetler gibiydi: “Medeniyet ortasında dağ kanunlarıyla yaşıyoruz. Can güvenliğimiz de yok burada artık. Her gün Bahçelerarası bir olaya sahne oluyor. Planı yapın artık. Tarım yok artık, 4 yıl önce diktiğim limon ağacı bile yeşermedi”
Hikmet Ayla Özkara’nın da tespiti bölgede artık tarım yapılamayacağına ilişkindi: “Hep yeşil lafları ediliyor ama kimse gelip görmüyor. Ağlaya ağlaya 700 ağaç kestirdim, dört tane ziraat mühendisi getirdim onlar bile kurtaramadı. Burada tarım öldü. Bizim de can güvenliğimiz yok. Plan yapısın artık, deniz kıyısını turizme, iç kısımları da konuta açın”
Mal sahipleri arasındaki genç bir hanım ise hem vuruculuğu hem de hitabetiyle en fazla ilgiyi çekti. Berna Karakurt “İzmir’in neresi planlanırken halka soruldu. Hiçbir yer halka sorulmazken neden İnciraltı ısrarla soruluyor? İnsanların atalarından, babalarından kalan tapulu arazilerinin kaderine başkaları nasıl karışır hayretle izliyorum. Ortak akıl laflarını, koyun can, kasap et derdinden olarak görüyorum” dedi. Berna Karakurt’un özellikle “ortak akıl” yorumu yoğun olarak alkışlandı. Ancak Karakurt konuşurken Belediye Başkanları Kocaoğlu ile Çalkaya’nın da gülümseyerek ama dikkatle dinledikleri gözden kaçmadı.
Ankara’da yaşayan ve yöreye Geriatri Hastanesi yapmak için 25 yıldır uğraştığını söyleyen Nazmi Kürüm’ün konuşması da bazı mal sahipleri tarafından ayakta alkışlandı. Kürüm’ün konuşma süresine yaptığı itiraz ise oturum yönetimince kabul görmedi.
İlk toplantıda konuşan mal sahiplerinin söylemlerinin çoğunluğunun, bölgenin kimliği üzerine değil arazilerinin metrekare değerine endekslenmesi de sanırım doğaldır. Bugün bölge insanının üzerinden özellikle durduğu, arazilerinin tarım, ticaret ve turizm kimliği değil, çocuklarına miras bırakacakları maddi değer olduğu da bir kez daha anlaşıldı. Yani anlaşılıyor ki mal sahipleri, planlama nasıl olursa olsun “metrekaresi kaç para” sorusunun net yanıtının peşinde. Bu da doğaldır çünkü bu beklentinin altında yıllardır bölge insanının arazilerini gerçek değerinin çok altında satıldığı gerçeğinin yattığını kimse inkâr edemez.
DEMİRTAŞ’IN SOMUT ÖNERİLERİ!
İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş’ın “mal sahipleri ve Ticaret Odası görüşlerini toparlaması ve somut önerilerde bulunması, Ekrem Bey’in bölgeyle ilgili “hazırlıklı geldiğinin de” kanıtıydı. Metro’nun İnciraltı’na uzatılması, ayrı bir vapur iskelesi, İnciraltı’nın Çiğli ile köprü veya tüp geçitle birleştirilmesi en çok dikkat çeken düşünceleriydi. Ancak İzmir Ticaret Odası’nın adeta nokta şekilde somutlaştırdığı önerilerden, planlama sırasında yararlanılıp yararlanılmayacağını da sanırım önümüzdeki süreçte göreceğiz!
TATSIZ ANLAR!
Ne yazık ki bu toplantı “küçümsediğimiz” bir gerçeği bir kez daha ortaya koydu. İzmir kentinin genel depremselliği bilindiği halde, bölgenin deprem riskine ilişkin bilimsel görüş bildiren Jeoloji Mühendisleri Odası temsilcisiyle, bölgenin tarımsallığına dikkat çeken Ege Çevre Platformu temsilcisine karşı yapılan “düşük yoğunluklu” tepki, toplantının belki de en tatsız anlarını oluşturdu. Özellikle 85 yaşındaki bir doktor mal sahibinin, İnciraltı’nın depremselliğini bilimsel olarak anlatan bir konuşmacıya karşı “ben 85 yaşındayım, orada 85 yıldır deprem görmedim, nereden çıkarıyorsunuz bunları” demesi oldukça dikkat çekiciydi.
Öte yandan Balçova eski Belediye Başkanı Mustafa Şentürk’ün de kendi dönemini görmezlikten gelerek “burası 5 nesildir plan bekliyor, ancak 30–35 yıldır kimse dikkate alınmadı. Başkan isterse 8 ayda bu sorunu çözer” demesi ilginçti. Zira Şentürk’ün “başkanlığı” döneminde nasıl olup da Burhan Özfatura ile birlikte “8 ayda” çözmediği de bir soru olarak ortada kaldı.
ŞEHİR PLANCILARININ UYGAR YAKLAŞIMI!
Şehir Plancıları Odası İzmir Şube Başkanı Tolga Çilingir ise bana göre en uygar ve en toparlayıcı konuşmacıydı. Zaten Çilingir oturumda da sonuncuydu. Ama yaklaşımlarıyla hem dinleyenlerin hem de sanıyorum ki Belediye Başkanlarının üzerinde ilgi yarattı. Çilingir Bölge için yapılan “akciğer” tanımlamalarının artık bayatladığına dikkat çekerken bölgede hukuk ve bilimin hâkim olması gerektiğini söyledi. Toplantılardan kararın çıkmayacağını ama koruma amaçlı planın zorunlu olduğuna da işaret eden Çilingir: “İnciraltı için artık ciddi ve somut adımlara ihtiyaç vardır” dedi ve herkesten alkışı haklı olarak aldı!
Yenigün – 11.11.2006