1/100.000 Ölçekli Manisa–Kütahya–İzmir Çevre Düzeni Planı’na itiraz ettik.

İzmir Valiliği, İl Çevre ve Orman Müdürlüğü'nde askıya çıkarılan 1/100.000 Ölçekli Manisa–Kütahya–İzmir Çevre Düzeni Planı’na yasal süreci içerisinde 29.08.2007 tarihinde itirazlarımızı ilettik. İtirazlarımızı içeren metin aşağıdadır:

T.C. İZMİR VALİLİĞİ
İL ÇEVRE ve ORMAN MÜDÜRLÜĞÜ'NE
                                                                  İZMİR

(T.C. ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞINA İLETİLMEK ÜZERE)

İlgi: 31.07.2007 tarih ve B.18.4.İÇO.4.35.00.03/1500-8299 sayılı yazınız.

İlgi yazınızda 31.07.2007 tarihinden itibaren 1 ay süre ile müdürlüğünüzde askıya çıkarıldığını bildirdiğiniz 1/100.000 Ölçekli Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planı'na itiraz gerekçelerimiz aşağıda yer almaktadır:

  • 1. PLAN SINIRLARI VE YETKİ SORUNU
  • 1.1 Plan sınırlarının belirlenmesinde mekânsal bir "bütünlük" ilkesi bulunmamaktadır. Sınırlar, ne tam olarak doğal havza sınırlarına ne de istatistikî bölge sınırlarına oturmaktadır. Planda sınır olarak yalnızca il idari sınırları dikkate alınmıştır. İdari sınırların plan onama süreçleri açısından önemi elbette ki bilinmektedir. Bu durumda havza sınırları ile idari sınırların çakışmasından oluşan bir plan sınırı elde edilebilmek açısından sözgelimi akarsu havzaları ile "ilçe" sınırları çakıştırılarak elde edilecek bir plan sınırı belirlenmesi mümkündür.

Daha önce Türkiye'de plan bölgesi belirlemeye yönelik iki çalışmada; (Birincisi: 1970'li yıllarda İmar ve İskân Bakanlığı Bölge Planlama Dairesince Belirlenmiş 19 Plan Bölgesi  ve İkicisi DPT (KÖYB) Tarafından Türkiye'de Yerleşim Merkezlerinin Kademelenmesi Araştırmasının Sonuçlarına Göre Belirlenen 16 Fonksiyonel Bölge) İzmir ve Manisa illerini içeren Ege Bölgesi, Kütahya ilini içermemektedir.

İl sınırlarının baz alınması nedeniyle idari sınırlarla plan bölgelerinin tutarlılığı sağlandığı düşünülebilir. Buna karşın bir kısmı bugün kaldırılmış olmakla birlikte, bir kısmı varlıklarını hala sürdürmekte olan merkezi yönetimin bölgesel ölçekteki taşra teşkilatlanma yapısı göz önünde bulundurulduğunda aynı tutarlılıktan söz edilemez. Merkezi yönetimin taşra teşkilatı olarak oluşmuş 15 bölge kuruluşundan sadece 1 tanesinde Kütahya ili İzmir merkezli bir bölge kuruluşuna bağlıdır. Buna karşın Manisa ili, tamamında İzmir merkezli bölge kuruluşuna bağlıdır.

Bu sınırlar tam olarak havza sınırları ile de çakışmamaktadır. Planın alt-yöre sınırlarına ilişkin önerileri göz önüne alındığında su havzaları bu çalışma için belirleyici olduğu düşünülebilecekse de, plan bölgesi bir bütün olarak düşünüldüğünde, il sınırlarının temel alınmış olması nedeniyle, havza sınırları ile tam olarak çakışmadığı görülmektedir. Bu sorunun çözümüne yönelik ne tür önlemler alınabileceğine ilişkinde herhangi bir öneriler dizisi ya da öneride dikkat çekmemektedir.

  • 1.2 Plan sınırının yalnızca il sınırlarının dikkate alınarak belirlenmesi sonucunda Gediz nehrinin ve havzasının önemli bir bölümü plan sınırı dışında kalmakta ve bölge için oldukça önemli konuma sahip bir mekânsal bütünlük parçalanmış görünmektedir. "Planlama Alt Bölgeleri" tanımının bölgedeki havzaları içeriyor olması olumlu bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir. Ancak güneyde Sarıgöl ve Alaşehir yerleşimlerinin de "Gediz Planlama Alt Bölgesi" kapsamına alınarak havza bütünlüğü sağlanmalıdır.

Ayrıca, idari sınırlara dayalı olarak havzanın bütünlüğünü bozan benzer bir bölüntü Alt Bölge Sınırları oluşturulurken de yapılmış; Bakırçay havzası Manisa-İzmir il sınırına dayalı olarak ikiye bölünmüştür (sf 55). Yanı sıra Kula, Selendi ve Demirci yerleşmeleri de alt bölge sınırlarının dışında bırakılmıştır.

  • 1.3 Planlama alanında farklı kurumlar açısından yetkilerin çakışması söz konusudur. Planda belirlenen alt bölge sınırları içindeki alanlarda alt ölçekli planları üretmesi için yetkilendirilen "İl Özel İdareleri", 5216 sayılı yasa ile yetkilendirilen "Büyükşehir Belediyeleri" ve kendi alanlarında ilgili yasal düzenlemelerle plan yapma yetkisine sahip "Bakanlıklar" arasında yetki ve koordinasyon açısından ortaya çıkan çakışmalar, olası çatışmaları da getirmektedir. Bu durum üretilecek planlarda plana altlık oluşturacak verilerin ve geliştirilen plan kararlarının çelişmesine neden olacaktır.

Plan sınırları içinde, özel kanunla planlama yetkisi verilen alanlar yerine, bütünlüğü sağlanmış ve ilgili bölgede plan yapma/onama yetkisine sahip tüm kurumların yetki alanlarını kapsayabilecek tek bir plan üretilmeli, böylece karar ve uygulama süreçlerinde hem mekânsal hem de ekonomik bütünlük sağlanmalıdır.

  • 1.4 6.15 numaralı plan uygulama hükmünde; "Bu plan ile belirlenen planlama alt bölgelerinde bütüncül olarak yapılacak 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının hazırlanmasında, ilgili idareler arası işbirliğinin sağlanması esastır." denilmektedir. Ancak bu işbirliğinin nasıl sağlanacağı açık ve net olmamakla birlikte uygulanabilirliği belirsizdir.

Bu ölçekte üretilen bir planda planlama alt bölgeleri tanımlanması ve bu alt bölgeler bütünlüğünde her bir alt bölgeye ilişkin üretilecek alt ölçekli çevre düzeni planı ve nazım imar planlarının bütüncül ve idareler arası işbirliği ile planlanması ilkesinin belirlenmesi doğru bir yaklaşım olarak görülmektedir. Ancak plan notları ve raporunda bu alt ölçekli planların hangi idare tarafından nasıl bir süreçle yapılacağı/yaptırılacağı ve hangi kurum tarafından onanarak yürürlüğe gireceği belirsiz bırakılmış, böylece mevcut yetkilerin çatışması ya da kararların çelişmesi gibi bir olasılığa karşı alınabilecek bir önlem fırsatı değerlendirilememiştir.

  • 1.5 Planda tanımlanmış "Planlama Alt Bölgeleri" sınırlarından birincisi olan "İzmir Merkez Planlama Alt Bölgesi" sınırları ile İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı onama sınırları arasında uyumsuzluk görülmektedir. İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı, sözü edilen alt bölge sınırlarını parçalayarak oluşmuştur. Bir diğer ifadeyle, planlama alt bölge sınırları ile İKBNİP sınırları uyuşmamaktadır.
  • 2. PLAN İÇERİĞİ VE KAPSAM SORUNU
  • 2.1 Bu plan, ölçeği ve kapsamı itibariyle öncelikle bir politikalar planı olmak durumundadır. Ancak plan, sektörlere ilişkin politikalar (örneğin ulaşım, turizm, tarım ve yerel kalkınma politikaları gibi) içermemektedir.
  • 2.2 6.11. numaralı plan uygulama hükmünde "Bu plan ile belirlenen planlama alt bölgeleri içinde veya dışında, ihtiyaç olması halinde güvenlik, sağlık, eğitim gibi sosyal donatı alanları, büyük kentsel yeşil alanlar, kent veya bölge / havza bütününe yönelik her türlü katı atık ve arıtma tesisleri, sosyal ve teknik altyapı, karayolu, demiryolu, havaalanı, baraj, enerji üretimi ve iletimine ilişkin kullanımlar, bu planın koruma-gelişme ve planlama ilkeleri doğrultusunda kamu yararı gözetilerek değerlendirilir. İlgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak, bu alanlara ilişkin alt ölçekli planlar ilgili idaresince bu planın ilke ve esasları doğrultusunda hazırlanır, Bakanlığın görüşü alınarak onaylanır. Onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere Bakanlığa gönderilir. Söz konusu tesis alanları amacı dışında kullanılamazlar." denilmektedir. Bu hüküm plan bütünlüğüne zarar verebilecek risklere sahiptir.

Elbette ki her ölçekteki planlama sürecinin temel özelliği dinamik olmasıdır. Zaman içinde yeni gereksinimler gündeme gelebilir, ancak bu yeni gereksinimlerin karşılanması, planın diğer kararlarıyla ilişkilendirilerek ve bu ölçekte daha önce yapılmış analizlerle de karşılaştırılarak ilgili kurum, kuruluş ve müellif görüşü alınarak yapılacak revizyonlarla gerçekleştirilmelidir. Aksi durumda bu plan, kendi varlığını da tehlikeye atmaktadır.

  • 2.3 Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından "Turizm Bölgesi" ilan edilen alan sınırları içerisinde geniş orman alanları da bulunmaktadır. Planın bu alanlara işaret etmemesi ve karar üretmemesi büyük bir çelişkidir. Bu planın -"Turizm Bölgesi" sınırları içerisinde kalsa dahi- bu bölgelerdeki orman alanlarının korunmasına yönelik bir karar üretmesi gerekmektedir.
  • 2.4 Planın hazırlanması sürecinde ilgili idarelerin de katılımıyla gerçekleştirilen bilgilendirme toplantılarında, orman alan sınırlarının uydu görüntülerine bağlı olarak plana yansıtıldığı belirtilmiştir. Eğer tüm doğal sınırlar belgeler ile plana yansıtılmamış ise orman alanlarının korumasını olumsuz etkilenecektir.
  • 3. PLAN KARARLARI
  • 3.1. Yürürlükteki Çevre Düzeni Planları İle İlişki

MKİ ÇDP plan açıklama raporunda; "İzmir il sınırları içinde var olan onaylı Çevre Düzeni Planları'nın incelenmesi, bu planlar ile mevcut yerleşmelerin gelişiminin, mevcut arazi kullanım durumunun ve onaylanmış, yürürlükteki imar planlarının karşılaştırılması sonucunda Çevre Düzeni Planı kararlarının, bazı bölgelerde yeniden ele alınmasının zorunlu olduğu görülmektedir" (sf 57) saptaması yapılmış, "çevre düzeni planlarının elde edilen güncel veriler doğrultusunda revize edilmesi zorunluluğu görülmektedir" (sf 58) denilmiş ve çevre düzeni planlarında yeni düzenlemeler yapıldığı (sf 58) belirtilmiştir.

Çok önemli bir strateji olarak plan açıklama raporunda yer alan bu yaklaşımın plan kararlarına nasıl yansıdığı, hangi çevre düzeni plan kararlarını nasıl ve neden değiştirdiğine ilişkin hiçbir bilgi yer almamaktadır. Oysa bu tür kararların gerekçeleri ile birlikte raporda mutlaka yer alması gerekir.

  • 3.2. Kentsel Gelişme Ve Genel Arazi Kullanım Kararları
  • 3.2.1. Plan raporunun "4.4 MEVCUT PLAN KARARLARI" bölümünde (sf:57) bu planın onama tarihinden önce onaylanmış çevre düzeni planları ile nazım ve uygulama imar planlarının bazı bölgelerde sorgulanması zorunluluğu dile getirilmektedir. Aynı zamanda plan raporunda, sözü edilen planların kapasite nüfus ve gelişme alanlarının, 1/100.000 Ölçekli Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planı analiz çalışmaları aşamasında belirlenen ihtiyaç düzeylerini aştığı yönünde bir sorun tespiti de yer almaktadır.

Buna karşın; 6.6, 6.30.1, 6.30.2, 6.30.3, 6.30.4, 6.30.5 numaralı plan uygulama hükümleri ile sınırlandırma getirilse dahi bu planların büyük ölçüde geçerli olduğu anlaşılmaktadır.

Oysa bahsedilen planlarla ilgili detaylı araştırmayı yapmak, bu alanlarda ne kadar arsa satıldığı, ne kadar parselasyon yapıldığı, ne kadar ruhsat kesildiğine ilişkin analitik veriler elde etmek ya da üretmek, analiz paftalarını ve kurum görüşlerini edinmek ve hangi planların öncelikle revize edileceğini belirlemek plan müellifinin ve yetkili otoritenin görevidir. Bu işlem planın onanmasından önce gerçekleştirilerek üretilecek kararlar plana işlenmelidir.

Bu bağlamda; 1/100.000 Ölçekli Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planının 2025 yılı nüfus kestirimlerinin işaret ettiği ihtiyacın üstünde gelişme alanı öngören mevcut imar planlarının planlama ekibince incelenerek, inceleme sonucunda belirlenecek yerleşmelerde söz konusu planların yalnızca bu plan ile öngörülen nüfus ihtiyacına yönelik yapılaşma tarif eden revizyonunun en geç 2 yıl içinde yapılması konusunda plan uygulama hükümleri geliştirilmelidir.

Öte yandan 6.30.4 numaralı plan uygulama hükmünde "Bu planın onayından önce, mevzuata uygun olarak hazırlanmış ve ilgili idaresince onaylanmış olan mevzii imar planlarından, bu planın onayından önce imar uygulaması tamamlanmış olanların uygulaması söz konusu planlar doğrultusunda sürdürülür" ifadesinin "…mevzuata ve planlama ilkelerine uygun olarak onaylanmış…" biçiminde değiştirilmesi yerinde olacaktır.

  • 3.2.2. Plan raporunun "4.5.1.1. Kentsel Yerleşik Alanlar" bölümünde; "Onaylı imar planı bulunmayan ve plan dışı olarak yapılaştığı anlaşılan kentsel yerleşik alanların ise, aynı yerleşme için verilmiş olan kentsel gelişme alanı yoğunluklarına uygun olarak alt ölçeklerde planlanması öngörülmüştür" (sf:63) ifadesiyle plan dışı ve plana aykırı gelişmiş alanların üst ölçekteki böylesi bir plan aracılığıyla yasal hale getirilmesi sakıncalı ve riskli bir durum yaratmaktadır.

Bu planda plan dışı mevcut yapılaşmış alanlar plana yerleşik alan veya gelişme alanı olarak dahil edilmektedir. Planın bu tür alanlardaki yapılaşmaları tümüyle yasallaştırması sakıncalıdır. Planın plan dışı alanlara yaklaşımının daha detaylı analizlere dayandırılması gereklidir.

  • 3.2.3. Plan açıklama raporunun 6. sayfasında "3.2 Mevcut Kentsel Yerleşmeler" bölümünde Çevre Düzeni Planının yürürlükteki imar planlarına ilişkin temel yaklaşımı şöyle özetlenmiştir; "Koruma kullanma dengesini gözeterek gelişmenin hedeflendiği çalışmada, kentsel yerleşmelerde hedef yıl için gereksinim duyulan alanlardan daha fazla alanın planlanarak yapılaşmaya açılmasının engellenmesi (…) temel yaklaşım olarak benimsenmiştir.

Bu yaklaşım, temel planlama yaklaşımlarından birisi olan yerleşime uygun ve gereği kadar alanın, etaplar halinde kentsel gelişmeye açılması ilkesi ile bütünüyle örtüşmektedir. Bu temel yaklaşıma paralel olarak MKİ ÇDP analiz çalışmalarında plan sınırı içindeki tüm yerleşmelerin 2025 yılı nüfus projeksiyonları yapılmış, uydu görüntülerinden yerleşik alanlar tespit edilmiş, nüfus yoğunluğu saptanmış, 2025 yılı için gerekli kentsel gelişme alanı hesaplanmış ve yürürlükteki imar planlarının gelişme alanları ile bu gereksinim karşılaştırılmıştır. Bu çalışma sonucunda İzmir'de (sf 68 – 80) Aliağa, Seyrek, Ayrancılar, Ulucak, Kemalpaşa, Bağyurdu, Ören, Oğlananası, Emiralem, Mordoğan'da, Manisa'da  (sf 83 – 91) Salihli, Muradiye, Akhisar yerleşmelerinde ve Kütahya ilinde  (sf 94 – 100)Kütahya Merkez'de gereksinimden çok daha fazla alanın yürürlükteki imar planlarıyla kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği ortaya konmuştur.

Yukarıdaki önemli saptamaya karşın, bu yerleşimlerin imar planlarının Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planında aynen kabul edilmesi (sf 58 – 60 "4.4.2. Nazım ve Uygulama İmar Planları" ve sf 63 – 100 "4.5.1.2. Kentsel Gelişme Alanları" bölümleri) planlama çalışmasının temel yaklaşımı ile üretilen plan kararları arasında çok temel bir çelişkidir. Kaldı ki hangi sebeple olursa olsun gereksinimden fazla alanın kentsel gelişme alanı olarak planlanması savunulamaz. Bu planın kapsadığı coğrafyada yer alan çok nitelikli tarım arazileri, zeytinlik alanlar, orman alanları, su havzaları vb korunması gerekli doğal değerlerin yok olmasına yol açacak bu plan kararlarının derhal durdurulması gerekmektedir.  

  • 3.2.4. Manisa-Kütahya-İzmir Çevre Düzeni Planı raporunda;

"Manisa Organize Sanayi Bölgesi kuzeyinde Muradiye Belediyesi tarafından planlanmış olan ve tarım alanları üzerinde yer alan sanayi alanlarından yapılaşmanın başlamadığı bölümlerde yapılaşma engellenmelidir."  (sf 48)

"Bu kapsamda; Ayrancılar-Torbalı arasında tarım alanları üzerinde mevzuata aykırı olarak planlanmış olan sanayi alanları için hazırlanmış olan imar planlarının tümüyle ortadan kaldırılması, yapılaşmamış bölümlerinde yeni yapılaşmaların oluşmasının engellenmesi sağlanmalı, gelişme kısıtlanmalıdır." (sf 48)

"Mevzii gelişmiş sanayi tesislerinin yanı sıra, Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi için belirlenen ilave alanın henüz yapılaşmayan, verimli tarım alanları üzerinde bulunan güney bölümlerinde yapılaşma ve genişleme engellenmelidir."  (sf 48)

gibi ifadeler yer almaktadır. Bu ifadelerin, temel planlama ilkelerine uygun olmakla birlikte, ne ölçüde plan kararı haline getirildiği belirsizdir. Plan genelinde, raporunda ve notlarında sayısal verilerle ifade edilmeyen ve plan kararı haline getirilmeyen bu öneriler temenni niteliğinde kalmış görünmektedir.  

  • 3.2.5. Plan raporunun "İzmir İli'nde Kentsel Gelişme Alanları" bölümünde; "Çevre Düzeni Planında, İzmir Merkez kent içinde var olan alanlarda mevcut yoğunluğun korunması, gelişme alanlarında ise 144 kişi/ha brüt yoğunlukla plan kararı üretilmesi durumunda, 2025 yılına kadar kent nüfusuna ekleneceğini hesapladığımız 1.089.300 kişi için yaklaşık olarak 7.565 hektar alan gereksinimi duyulacaktır. İzmir Merkez Kenti oluşturan yerleşik alan çevresinde henüz yapılaşmamış kentsel gelişme alanı olarak planlanmış onaylı imar planlarının büyüklüğüne bakıldığında ise 5.670 hektar alanın var olduğu görülmektedir. İzmir Merkez Kent'in gelişme alanı gereksinimine ilişkin bilgiler aşağıda Tablo-11'de verilmiştir…. İmar planlarının yeterliliğine ilişkin değerlendirme yapılırken, onaylı imar planları içinden tarım alanları, orman alanları, doğal karakteri korunacak alanlar, jeolojik sakıncalı alanlar, büyük askeri alanlar ve sit alanları çıkarılarak yeterlilik hesaplamasında kullanılacak alan büyüklüğü belirlenmiştir. 2025 yılı için gereksinim duyulan 7.565 hektar alanın 5.670 hektarlık bölümü İzmir Merkez kente bitişik boş, planlı/planlanabilir alanlardan karşılanabilirken, 1.895 hektarlık alan gereksiniminin ise merkez kentin dışındaki yeni sanayi alanları ile konut alanlarının bulunduğu saçaklanmış yerleşme merkezleri çevresinde düzenlenmiş alanlardan karşılanması hedeflenmiştir." denilmektedir. Paragrafın ikinci cümlesinde 5670 hektar "planlı alan" olarak tanımlanırken, devamında 5670 hektar "boş, planlı / planlanabilir alanlar" olarak tanımlanmaktadır. Buradaki 5670 hektar alanın planlı olup olmadığı konusunda çelişkili bir ifade görülmektedir. Ayrıca "boş alan" ifadesi ile hangi arazi kullanım türüne işaret edildiği anlaşılamamaktadır.
  • 3.2.6. Aynı bölümde "Menderes ilçe merkezinin güneyinde öngörülen gelişme alanlarının bir bölümü iptal edilirken, kuzeyde plan dışı kalmış mevcut yapılaşmaların bulunduğu bölüm gelişme alanı olarak düzenlenmiştir." (sf 66 2. paragraf) ifadesi ile sözü edilen mevcut yapılaşmaların meskun alan mı yoksa kentsel gelişme alanı mı olarak ele alındığı anlaşılamamakta; bu konuya ilişkin plan raporu genelinde de çelişkiler bulunmaktadır.
  • 3.2.7. Plan sınırları içinde depremsellik riskinin yüksek olduğu bilinmektedir. Buna karşın, plan raporunda ve notlarında depremsellik, fay hatları, jeolojik – jeoteknik yapı, taşkın alanları, aktif heyelan alanları ve bunlara ilişkin alınacak önlemlere ilişkin herhangi bir bilgi yer almamaktadır. Ayrıca bu plana dayanılarak üretilecek alt ölçekli planlarda "her ölçeğin izin verdiği detayda" mikro bölgeleme yapılması gerekliliği göz ardı edilmemelidir.
  • 3.2.8. Plan raporunda "İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde 2025 yılında oluşacak kentsel nüfus yaklaşık 4.396.700 kişi olarak kabul edilmiştir." (sf 13) denilmekte iken İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planında öngörülen kapasite nüfus 5.697.650 kişidir. Bu veri farkı, yetkiler arasındaki çatışmaya ek olarak aynı bölgeyi ilgilendiren her iki planın ve alt ölçeklerde üretilecek planların kararlarını da etkileyen bir çelişki olarak ortaya çıkmaktadır.
  • 3.2.9. Plan açıklama raporunun 123. sayfasında; "Özellikle kontrol dışı, kişisel tercihlerle gerçekleşmiş yapılaşmaların görüldüğü bölgelerde, doğal olarak ortaya çıkan altyapı yetersizliği ve kontrolsüz yapılaşmış tesislerin altyapı yatırımlarından kaçınması, bu türden bölgelerde ve çevrelerinde çevresel sorunların, (baca gazı, endüstriyel ve kimyasal atıksu vb) artmasına neden olmuştur. Bu tür tesislerin, verilecek belirli süre sonrasında gerekli önlemleri almasını sağlayacak kararlar geliştirilmiş, arıtma önlemlerinin alınmaması durumunda tesislerin kapatılması düzenlenmiştir" denmektedir. Ancak plan açıklama raporunda bu düzenlemenin plan notlarıyla pekiştirilmesi gerekmektedir.
  • 3.2.10. Manisa ili bütününde Gediz ve Bakırçay havzaları bulunmaktadır ve havza sınırlan plana işlenmemiştir. Bu durum havzaları olumsuz etkileyecektir
  • 3.3. Sektörel Bazda Ve Özelleşmiş Plan Kararları
  • 3.3.1. Planda tüm barajların ve tüm yer altı sıcak su kaynaklarının koruma kuşakları tam olarak yer almamaktadır.
  • 3.3.2. Plan Uygulama Hükümlerinde (7.21.6) Golf Alanları yapılaşma koşulları belirtilmekte, plan sınırları içinde de çeşitli bölgelerde golf alanları önerilmektedir. 1/100.000 ölçeğinde üretilen bir Alt Bölge Planında golf sahaları önerilmesi hem plan diline aykırı hem de getirildiği alanın biyoçeşitliliğini tehdit etmesi, gerek kullanılan gübre sebebiyle su kirliliğine yol açması, gerekse sulama amacıyla çok fazla suya ihtiyaç duyması nedeniyle bölgenin çevresel değerlerine yönelik tehdit oluşturacak niteliktedir. Yapılan araştırmalara göre golf alanlarında, normal bir tarım arazisinde kullanılanın altı katı kadar kimyasal gübre ve su kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu nedenle golf alanları yakın gelecekte su sıkıntısı yaşanması beklenilen bölge için sorun oluşturabilecektir.
  • 3.3.3. Alt bölge ölçeğinde hazırlanmış olan bu fiziki planda kıyı/deniz kullanımına dair liman, balıkçı barınağı, yat limanı, vb kararlar geliştirilmiş olmasına karşın, bu coğrafyada çok önemli bir sektör olan su ürünleri üretim alanlarına dair bir plan kararı bulunmamaktadır. Bölgede bu sektöre ilişkin yerseçim kararlarının en uygun biçimde bu ölçekte ve ilgili uzmanlık alanlarının katılımıyla üretilmesi gerekirken, bu konuda hiçbir karar geliştirilmemiştir.
  • 3.3.4. Planın bölgesel ölçekte kapsamlı bir ulaşım politikası ve buna bağlı önerileri bulunmamaktadır. Plan raporunda ulaşıma ilişkin bir ana başlığa rastlanamamıştır. Üç ili kapsayan bir alt bölge planı niteliğindeki planda, bu bölgede ulaşım sisteminin (karayolu, demiryolu, denizyolu, liman, havaalanı) mevcut gelişmelerin dışında gelecek 20 yıldaki gelişimine ilişkin plan kararları plan raporunda yer almamaktadır.
  • 3.3.5. Özellikle kuzeyde, turizm ve sanayi gelişimi açısından gereksinim oluştuğu bilindiği halde, bir kuzey havaalanı gereksinimi olup olmadığı tartışılmadığı gibi, bu yönde bir analiz yapılmamış ve planda bu yönde bir öneriye yer verilmemiştir.
  • 3.3.6. Hafif raylı sistem güzergâhının Aliağa'dan Bergama'ya dek uzatılması önerisi olumlu bir plan kararı olarak görülmektedir. Bununla birlikte, plan raporunda söz edilen demiryolu hatlarının metro standartlarına çıkarılan kesimlerinin diğer demiryolu gösteriminden ayrıştırılarak gösterilmesi gereklidir.
  • 3.3.7. 7.24.9 ve 7.24.10 numaralı plan uygulama hükümleri birbiri ile çelişmektedir.

7.24.9. İçme ve kullanma suyu rezervuarlarının mutlak, kısa ve orta mesafeli koruma kuşaklarında madencilik faaliyetlerine izin verilmez.

7.24.10. İçme ve kullanma suyu rezervuarlarının uzun mesafeli koruma kuşaklarında yapılacak madencilik faaliyetleri sırasında içme suyunun kirletilmemesi esastır.

TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu olarak, yukarıda belirtilen itirazımıza konu hususların değerlendirilerek gereğinin yapılmasını saygılarımızla arz ederiz.